Tufandan Önce gerçek dünyaya bakış!

Leonardo DiCaprio’nun BM Barış Elçisi olarak iklim değişikliği için yaptığı görüşme ve gezileri gösteren Before the Flood (Tufandan Önce), bozulan dünyamızın gerçeklerini gösteren bir pencere gibi!

Eylül 2014’te Leonardo DiCaprio Birleşmiş Milletler Barış Elçisi seçildiğinde Yurt Gazetesi’nde çalışıyordum. DiCaprio’nun BM Barış Elçisi olarak iklim değişikliği üzerine çalışmalar yapacağı, seçildiği anda söylenmiş, ben de bu haberi arka sayfaya manşetten girmiştim. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-Ki-mun, sık sık iklim değişikliğiyle mücadele edilmesi yönünde açıklamalar yapıyordu. O zaman Peru’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı’nda da yine konuya dair görüşmeler yapılmıştı. Paris Taraflar Konferansı’na gelindiğindeyse artık gazetede değildim. Tüm bu haberleri takip ederken, devletlerin karar vermek ve harekete geçmek için çok hantal mekanizmalar olduklarını düşünüyordum. Düşünün ki, Peru ile Paris zirvesi arasında bir sene fark var ve karar vermek için Paris Zirvesi bekleniyordu. Paris’teki sözleşme maddelerinin uygulamaya konulurken bürokratik engellere de takılacağını, kimilerinin uygulamayacağını düşünürsek, iklim değişikliği konusunda yalnızca hükümetlerden medet ummanın nasıl sakıncalı bir şey olduğunu görebilirsiniz.

DiCaprio’nun ulaşabildiği yerler ve kişiler

2016 tarihli National Geographic belgeseli Before The Flood (Tufandan Önce), Leonardo DiCaprio’nun BM Barış Elçisi olarak göreve geldikten sonra yaptığı çalışmaları anlatıyor. İklim değişikliyle mücadele yönünde kararlar alınan BM Paris Taraflar Konferansı’nı da içeren bu süreçte DiCaprio, Hindistan’dan Kanada’ya, iklim değişikliğine sebep olan ve sonuçlarını yaşayan farklı yerlere geziler yapıyor ve önemli kişilerle görüşmeler yaparak fikirlerini aktarıyor. Belgeselin, diğer belgesellerden en büyük farkı DiCaprio’nun ulaşabildiği yerler ve insanlar konusundaki geniş skalası olduğunu söyleyebilirim. Before the Flood, iklim değişikliği konusunda yeterince öğretici bir belgesel olmuş. DiCaprio’nun ulaştığı yerler ve yaptığı görüşmeler, bizim için konuya dair farklı açılar sağlıyor. Her bölümde farklı düşünceler kafanızda dolaşmaya başlıyor. Sıkılmadan, tek oturuşta izlenebilen, öğretirken, gösterirken didaktik olmayan bir belgesel Before The Flood.

Ağır tahribatlar…

Peki neler öğrendik, neler görüyoruz Before the Flood ile, şöyle bir bakalım. Kanada’da kutup altı ormanlarının nasıl dümdüz edildiğiyle başlıyoruz. Çin’de dışarı çıkmanın sıkıntıya dönüştüğü hava kirliliğini görüyoruz. Dünyanın fabrikası Çin, kamuoyunun da zorlamasıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yaparak bu kirliliğin önüne geçmeye çalışıyor. Hindistan’da milyonlarca insanın elektrik sorunu çektiğini ve tüketim kültürünün nasıl ülkelere göre farklılık gösterdiğini görüyoruz. Endonezya’da palm yağı için katledilen ormanları görürken, kırmızı etin nasıl verimsiz ve tahripkar bir yiyecek seçeneği olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Palm yağı için kesilen ormanları görünce Iceland isimli bir gıda firmasının yayınladığı harika reklamı hatırladım. İzlememiş olmayın diyerek aşağı yapıştırıyorum. Bunların dışında artık belediyelerin, iklim değişikliğine karşı projeler ürettiğini, çözümler bulmaya çalıştıklarını da gördüm. Belgesel boyunca canımı en çok sıkan şey ise, tüm bu tahribatlardan ziyade çıkar için medya maymunluğu yapan habercilerin, yorumcuların ya da siyasetçilerin iklim değişikliği konusundaki manipülasyon çabalarıydı.

Iceland firmasının palm yağı için kesilen ormanlara dikkat çektiği reklam filmi. Before the Flood filminde de ormanların nasıl yok olduğunu yakından görüyoruz

Türkiye’nin yarısı çöl olarak gözüküyor

Before the Flood’un son bölümünde, iklim değişikliğinin tahminlerimizden daha hızlı gerçekleşebileceği aktarılıyor. Kutuplardaki erime ve buz renginin değişimi, güneşten gelen ısının tutulamamasına sebep oluyor. Yine son bölümde NASA astronotu Piers Sellers (61 yaşında vefat etmiş), üzerinde çalıştıkları ve iklim değişikliği sonucu olasılıklarını gösteren bir dünya haritası gösteriyor. Türkiye’nin yarısının çöl gibi gözüktüğü harita gerçekten tüyler ürpertici ve çok da uzak bir zamanı göstermiyor.Türlerin hızla yok olduğu, ekosistemlerin bozulduğu gezegenimiz için çanlar şu an şu saat çalıyor. Before the Flood, yere göğe sığdıramayacağımız bir film değil. Böyle bir derdi de yok. Bu belgesel daha çok dünyanın gerçeklerini gösteren bir pencere gibi. Dünyanın ne durumda olduğunu, bizim nasıl gözüktüğümüzü ve neler yapabileceğimizi gösteren bir belgesel. DiCaprio’nun çabaları güzel ve samimi, soruları gayet isabetli. Hükümetler düzeyinde na yapıldığını da göstermesi açısından pek fazla benzeri olmayan Before the Flood’u izlememezlik etmeyin.

Film müziklerine dikkat!

Son olarak Before the Flood’un müziklerinin altında üç şahane müzisyen olduğunu ekleyeyim. Hatta benim belgeseli ilk duyma nedenim Nine Inch Nails solisti Trent Reznor’un müziklerini yapmış olması. Trent Reznor ile birlikte son zamanlarda hep birlikte çalıştığı Atticus Ross ve Arjantili usta müzisyen Gustavo Santaolalla da film müziklerine dahil olan isimler. Mükemmel bir üçlü diyebilirim. On sekiz şarkının yer aldığı albümün tamamı çok güzel. Favori şarkımı aşağıya bırakıyorum 😉

Erdem Şimşek

Kendi kendine bir hurafe, kulaklarınızda bir fısıltı, bir fısıltıdan ne anlarsanız o... Kahveli Okur editörü, Dakhumn yazarı, (eski) gazeteci.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir