star trek picard

Picard: Korku iyi bir öğretmen değildir

Star Trek mirasından bolca beslenen Star Trek: Picard, androidler ve insanlar arasında bir çatışmaya odaklanırken, korkunun yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini hatırlatıyor

Son dönemde iki yeni Star Trek (Uzay Yolu) dizisi hayatımıza girdi: Star Trek: Discovery ve Star Trek: Picard. Star Trek dizileri izlemek birbirine bağlı uzun bir mirası takip etmeye benziyor. Bu diziler bir yanlarıyla bilimkurgu kültürüne ve Star Trek külliyatına bağlı kalmaya çalışırken bir yanlarıyla da yeni bir soluk getirmeye çalışıyorlar. Star Trek: Discovery, aksiyonu bol inişli çıkışlı bir dizi. Bana ilk bölümde ” Bu ne ya” dedirtmiş ama ilerleyen bölümlerde başarılı bir kuguya sahip olduğunu göstermişti. Yine de üstlerinden tam atamadıkları klişeler, diziyi The Expanse’in çıkardığı seviyesinden en az bir kat aşağıda tutuyor. Star Trek: Picard ise aksiyonu az, sakin ilerleyen bir Star Trek dizisi. Nostalji hissi Discovery’ye göre çok daha fazla. Belki dizinin ilerleme hızı sizin istediğiniz hızda gözükmeyebilir ama farklı bir tat verdiğini düşünüyorum. 2020’de yayına girmiş ama aslında 90’larda çekilmiş gibi. Şaşırtmaya çalışmıyor ama sizi bir ipe takıp arkasından da zorla koşturmuyor. Bir hikayesi var ve bunu sakin sakin anlatıyor.

Tam yüzleşilememiş geçmiş

Star Trek: Picard, öncelikle adı üstünde eski Star Trek dizilerinde de yer alan Kaptan Jean-Luc Picard karakterini merkeze alıyor. 1994-2002 arası dört yapımda Picard karakterini canlandıran Patrick Stewart, bu dizide de artık emekliye ayrılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Emekliye ayrılmış, inzivaya çekilmiş ama tam olarak geçmişle yüzleşmesini tamamlamamış… Nitekim tam yüzleşemediği geçmiş, ummadığı bir şekilde yeniden karşısına çıkıyor ve Picard, belki de son yolculuğu olacağını bilerek yeniden uzaya çıkıyor.

Dizinin Picard’ı yüzleşmelere götüren hikayesi, sentetikler dediğimiz androidler ile insanlar arasındaki üstü kapalı çatışma üzerinden ilerliyor. Yaşanan bir yıkımın faturası hem sentetiklere hem de Picard’a kesilmiştir. Sentetiklerin üretimi durdurulmuş, Picard da emekliye ayrılmıştır. Ancak kökleri Picard’ın yardımcısı ve en yakın arkadaşı Data’ya dayanan üstün, gelişmiş ve kendisini insan zanneden yeni bir sentetik, hepsinin sonunu getirmek isteyen Romulanlar ve ortalıkta dolaşan bir kıyamet hikayesi, tüm dizinin sac ayaklarını oluşturuyor. İşe bir uzay gemisi edinerek başlayan Picard, adım adım mürettabatını oluşturuyor. Biz de böylece yeni bir Star Trek tayfası edinmiş oluyoruz.

Bilinmeze karşı konumlanışımız

Star Trek: Picard, doğal olarak ana karateri üzerinden izleyenlere insan ömrünü sorgulatan bir yapıya sahip. Dizinin eski dizilere dair birçok göndermesi olduğunu belirtelim. Bu tür göndermeleri YouTube videolarında bulabilirsiniz. Bilinmeze karşı tavrımızı, seçimlerimizi, seçme hakkını ve korkularımızı sorgulatan hikayenin bir yerinde Picard, sentetikleri çocuklara benzeterek onlar için korkunun iyi bir öğretmen olmadığını söyler. İnsan için de hala öyle olduğunu ne yana baksak görebiliriz. Hatta diktatörlüklern, yıkıcı güçlerin kökünde korkuyu bulmak hiç zor değil. Patrick Stewart’ın bir kez daha hafızalarda yer olacak bir performans sergilediği Star Trek: Picard’ın zayıf karnı yaşlı bir ana karaktere sahip olması gibi gözükebilir (özellikle sabırsız izleyiciler için) ama nihayetinde çevresinde oluşturduğu mürettebat, birinci sezonun sonunda ancak bir araya gelmiş ve tam işlenememiş gibi duruyor. Tabii ikinci karakterin genç kadın sentetik Soji rolünde Isa Briones olduğunu da unutmamalı. Gerçekleşirse, gelecek sezonlardan beklentim, yan karakterlerin daha iyi işlenmesi olacak. Soji’nin yanı sıra Elnor, Narek ve özellikle Seven of Nine, dizinin geleceğini belirleyebilecek karakterler olabilir. İçinden geçtiğimiz Korona günleri dizi sektörünü de etkileyecektir elbette ama biz iyisini umalım ve bekleyelim. Bu arada en azından birinci sezonu izleyebiliriz 😉

Daha Fazla İçerik
Boş sandalye, siyah beyaz
Ölmemek yeterli değildi, yaşamak da gerekiyordu!