dünya kıyamet

Dünya artık ayakları çatırdayan bir gezegen

Dünyada yaşamı olanaklı kılan denge noktalarını tek tek ele alan ve kritik eşikleri ne kadar aştığımızı irdeleyen Breaking Boundaries: The Science of Our Planet, final kısmında cılız bir ses çıkarsa da gezegenin ne durumda olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor

Evet, artık yokuş aşağı gittiğimizin farkındayız ve o yokuştan aşağı nasıl gideceğimizi konuşuyoruz sadece. Nelerin yaşanacağını ve nelerin yok olacağını konuşarak usulca kayıyoruz. Netflix’te yayınlanan Breaking Boundaries: The Science of Our Planet (Gezegenimizin Kritik Eşikleri), iklim krizi üzerine odaklanan yeni bir belgesel olarak yerini aldı. Jonh Clay’in yönettiği, David Attenborough’un anlatıcılığını yaptığı belgesel, gezegenimizi bekleyen tehlikeleri ortaya sererken, final bölümünde yine de iyimser olmayı başarabiliyor. Bununla birlikte, final bölümünde çözüm için sunulan öneriler hayli yetersiz gözükürken, çözüm için daha büyük adımlar atması gereken mercileri de atlamış gözüküyor. Buraya geleceğiz, önce ne anlatıyor Breaking Boundaries, buna bir bakalım.

Ekolojik denge ve sac ayaklarının devrilişi

Breaking Boundaries, 74 dakikalık süresinin yaklaşık bir saatini gezegenimizi yaşanabilir kılan denge noktalarını tek tek ele alıp, bu noktalarda kritik eşikleri ne kadar geçtiğimizi anlatıyor. Karbon salınımı, ormansızlaşma, doğal su kaynaklarının durumu, ozon tabakasının durumu, türlerin yok oluşu gibi kritik noktalara tek tek bakıyor. Bilindiği üzere dünyada iklimlerin, ortalama sıcaklıkların uzun yıllardır dengede olduğu devre Holosen diyoruz. Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz Antroposen ise, insan etkisiyle jeolojik ve iklimsel değişikliklerin hızla gerçekleştiği, başlangıcı tartışmalı olarak 1950’lerden alınan (isim daha önce zikredilse de) ve içinde bulunduğumuz devre verilen isim. Breaking Boundaries, çeşitli bilim adamlarının görüşlerine yer vererek, bir anlamda Antroposen çağının etkilerini sadeleştirerek anlatıyor.

Nereye gidebilirler ki?

Beş büyük kitlesel yok oluşun yaşandığı gezegen tarihinde, artık altıncı büyük yok oluşun yakın olduğu konuşulmaya başlandı. On yılda bir görülen sel gibi felaketlerin görülme aralığı gün geçtikçe azalıyor. Film içinde de yer verilen Avustralya’daki yangınlara benzer felaketleri her geçen yıl daha fazla görebiliriz. Breaking Boundaries, yer yer zorumuza gidecek şeyler gösteriyor. Örneğin resiflerin nasıl öldüğünü izleyince insan cidden irkiliyor. “Suya yukarıdan baktığımızda her şey aynı” diyor bilim adamı Johan Rockström ama suyun altında balıklar kayboluyor. Her yıl Avustralya’da siyah kakadular üzerinde gözlem yapan Daniella Teixeira’nın yangınla adeta yok olmuş alanda gördüğü bir başka canlı için “Nereye gidebilir ki?” sorusunun değişen dünyada ne kadar çok canlının trajedisi olduğunu düşünüyor insan. Mültecilik, açlık, kıtlık yalnızca insanın sorunu değil. Canlıları belli alanlara sığdırıp yeterlilik hesabı yapmak, bir hak değil. Refah, insanın aradığıysa her canlının da aradığı, hakkı. İzlerken bunları düşündüm.

Soruların hedefi eksik

Breaking Boundaries gibi belgeselleri önümüzdeki yıllarda daha sık göreceğimiz kesin. Bu tarz bir belgeselin kimin elinden çıktığı her zaman önemlidir. Zira mutlaka bir yerde temel meramını dışa vurur ve soruları sormak isteği kişilere yönlendirir. Breaking Boundaries’in çıkış noktası açık; Gezegeni yaşanabilir kılan denge noktaları nelerdir ve bu noktaları nasıl yeniden onarabiliriz? Evet, son bölümde biraz iyimser bir bakışla aştığımız sınırları nasıl yeniden geriye çekebileceğimiz grafiklerle desteklenerek anlatılıyor ama burada bu belgeselin kimler için çekildiği sorusu ortaya çıkıyor. Sıradan insana karbonu azalt, geri dönüşümü önemse, her yere ağaç dik demek işi çok basitleştirmek gibi kalıyor. Tarım ve hayvancılık politikalarını, dünyanın en çok kaynak tüketen ve aslında faydasız endüstrilerini sorgulamadan, mikrofonu buralara uzatmadan genel ve sıradan insana yönlendirilmiş çözümler için “oldu, tamam” desek yeridir. Elbette burada söylenenler karar vericilere de söyleniyor ama hayli yetersiz bir ölçekte.

Yaşamın ta kendisi üzerine düşünmek

Toparlarsak, Breaking Boundaries, hedef sorularını, çözümlerini çok cılız bir şekilde dillendirse de, içinde yaşadığımız gezegene dair düşündüren ve önemli veriler ortaya koyan bir belgesel. Gerçekten yaşadığımız ekolojik kriz, her gün içine daldığımız sidik yarıştıran politikacıların gündeminden çok daha önemli. Dünyanın herhangi bir yerindeki sorun artık herkesi, her canlıyı ilgilendiriyor. Yaşamın ta kendisi üzerine düşünmek, bilgileri tazelemek, son durumu bir çerçeve içerisine yerleştirebilmek adına Breaking Boundaries’i izlemenizi öneririm. Sondaki soruları da ciddiye alın tabii ama “Peki ya karar vericiler?” demekten geri kalmayarak…

Daha Fazla İçerik
Sayıları değil sınırları aşan bir fanzin: Heyt Be!