Gideon Falls: Aklınız sizi her an terk edebilir!

Televizyon hakları satın alınan çizgi roman Gideon Falls, okura karanlık köşelerde, deliliğin dehlizlerine yapılan bir yolculuk sunuyor

Jeff Lemire, son yıllarda adını daha çok duymaya başladığımız bir yazar. Lemire, özellikle Black Hammer serisinde yakaladığı başarı ile dikkatleri üzerine çekti. Kanadalı yazar, bir yandan Black Hammer’da kurduğu evreni genişletmeye devam ederken, bir yandan da Ascender ve Gideon Falls ile hikaye yazarlığının kalitesini sergilemeye devam ediyor. Bu yazıda sizlere anlatacağımız Gideon Falls’un dizileştirilmek üzere televizyon hakları Hivemind isimli bir firma tarafından alınmış durumda. Yani önümüzdeki birkaç yıl içinde Gideon Falls’u bir dizi olarak izleme ihtimalimiz hayli yüksek. Peki nasıl bir şy bu Gideon Falls? Şimdi bu kısma geçelim…

İki karakter ve iki paralel hikaye

Image Comics etiketiyle yayınlanan, Jeff Lemire’nin yazdığı ve Andrea Sorrentino’nun resimlediği Gideon Falls, kötülüğün sinsi planlar yaptığı, bilinmezliklerle dolu, gizemli bir çizgi roman. Gideon Falls, hikayenin geçtiği yerin adı. İki ana karakterin olduğu hikayenin ilk karakteri Norton isimli bir münzevi. Dokuz yaşında kimliksiz, geçmişsiz bir şekilde bulunan Norton, yetimhanede büyümüş bir adam. Hikayenin zaman başlangıcında Norton, akıl hastanesinden yeni çıkmış ve dışarıdan psikolojik destek görmeye devam ediyor. Nesnelere takıntılı olan Norton, çöplerden ufak tahta parçaları, çiviler gibi nesneler topluyor. ikinci karakterimiz ise bir rahip olan Peder Wilfred. Önceki rahibin ortadan kaybolmasının ardından Gideon Falls’a gönderilen Peder, isteksizce gittiği bu kasabada, kendisini gizemli bir maceranın içinde buluyor.

Soru işaretleri hiç kaybolmuyor

Peder Wilfred ve Norton’un hikayeleri uzunca bir süre birbirlerine değmeden, kesişmeden ilerliyor. Hem Norton hem de Peder Wilfred, rüyalarında ya da görülerinde Black Barn (Karanlık Ambar) dedikleri bir yer görüyorlar. Black Barn, kötülüğün, ana kötü karakterimizin evi ve kendisi bir şekilde aradaki engelleri kaldırarak, kapıdan geçip dünyaya yerleşmek istiyor. Hikayenin ana çatısı bu ama on altıncı sayısına geldiğimiz Gideon Falls’da gizem öyle doğru şekilde korunuyor ki, ilerleyen hikayeye rağmen, okuyucu hala birçok şeyi soru işaretleri içerisinde okuyor. Televizyona uyarandığında çok güzel bir psikolojik gerilime dönüşebilir Gideon Falls. Hem Peder Wilfred’in hem de Norton’un hikayeleri, geçmişlerinde yaşadıkları travmalarla da bu durumu destekliyor.

Tekinsiz, lanetli bir hikaye!

Daha önce Old Man Logan‘da birlikte çalışan Jeff Lemire ve Andrea Sorrentino, Gideon Falls’ta karanlık bir estetik yakalamayı da başarıyorlar. Sorrentino’nun kurguya ekstra güzellikler katan tasarımlarını, çizimlerini dikkatlice takip etmenizi öneririm. Özellikle Wilfred ve Norton’un yollarının kesiştiği sarmal çizimli anlatımını, bir çizgi romanda çizerin hikayeye nasıl katkı sağlayabileceğinin başarılı bir örneği olarak aklıma not ettim.Gideon Falls, özellikle gizeml, karanlık haikeyeler seven, arayan çizgi roman okurları için ideal bir eser. Hikayeninin sonunu nasıl ve nereye bağlayacakları elbette önemli ama yolda geçirdiğiniz süre hem sizi tedirgin kılan hem de keyif veren bir anlatıma sahip. Gölgelerde, karanlık köşelerde, deliliğin dehlizlerine yapılan bir yolculuk gibi Gideon Falls. Aklınız, her an bir köşeden dönüp, sizi terk edebilir. İpler onun elinde. Tehlikeyi bilseniz de ardından gideceğinizi biliyor…

Erdem Şimşek

Kendi kendine bir hurafe, kulaklarınızda bir fısıltı, bir fısıltıdan ne anlarsanız o... Kahveli Okur editörü, Dakhumn yazarı, (eski) gazeteci.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir