Onay Akbaş

Yıldızların peşi sıra…

Fatsa’dan Fransa’ya; deniz kıyılarından, yıldız tarlalarından geçilen bir yolculuk onunki. Onay Akbaş’ın renklerine, eserlerine bakarken geçtiği yolların izlerini sürdük.

Onay Akbaş, Çocukluk
Onay Akbaş, Yıl 1977
Onay Akbaş, Doğduğu Ev
Doğduğu Ev

Onay Akbaş doğanın gözlemcisi, yıldızların hayranı olarak 1 Mayıs 1964’te Fatsa’da dünyaya geldi. Fatsa’da yalın ayak kırlara indi, keçilerin peşinde koştu. Bulutların tepelerle, ağaçlarla buluşmasını izledi. Süzülerek alnına değen ışığın kalbinde oluşturduğu sıcak titreşimi dinledi. Tabiatın şiirsel, gizemli ritimlerini duyumsadı.  Meraklandı, tanımak için koyunların, keçilerin,  kuşların, böceklerin, bitkilerin peşinde koştu. Bu çocuğun düşlerinde hız, renk, doku, koku, ses, biçim, zaman etrafındaki herkesten farklı şekilde canlandı. Geceleri çimlere uzanıp yıldız tarlalarına baktı. Gezegendeki parlak ışıklar zihnine aktı. Nefes alıp veren gizemli dünyamız onun düşleminde onun dilinde konuştu. Koştu, uçar gibi koştu denizin kıyılarına. Kendi yansımasına baktı, günlerin değişkenliğinde hırçınlaşan dalgalara karıştı. Gün dönümlerindeki gece gündüzün ortasına bir salıncak astı. Astığı salıncağın üzerinde oturup uçtuğunu hayal etti. Hem yerdeki renkleri, moru, sarıyı, kırmızıyı tanıdı hem de gökteki maviyi, laciverti, beyazı. Sınırsızlığı tanımlayamaz oluşuna hayranlık duydu. Doğanın ve evrenin gizemini aklında çizmeye çalıştı. Zihnindeki çizgilere kâğıdı, kalemi arkadaş etti. Hissettiklerini, gördüklerini, duyduklarını çizdi. Günler geçtikçe çizgiyle olan arkadaşlığı güçlendi. Çizgilerin gelecekte kaderi olacağını bilmeden çizdi. Onun kalbindeki evren, zamanı çizgilerle gösteren bir pusulaya dönüştü.

Onay’ın algısındaki sanat kozmik bir alandı. Tarih öncesinde var olan ölü sandığımız mağara duvarlarındaki resimler canlandı. O duvarlardaki ilkel hayvan resimleri çocuk ruhuyla konuştu. İlkel dünyanın büyüsü, gizemi Onay’ın gözlerinde kozmik zaman kavramıyla karşılaştı.

Onay’ın çocukluğu gelecekteki yaratıcılığa gebe kaldı. Eşyaların görünüşlerini, canlıların hareketlerini, bitkilerin yüzlerini, sevdiklerini bedeninin bir yerlerinde biriktirdi.  Günler, aylar, yıllar geçtikçe boyu uzadı, yaşı ilerledi. Onay büyüdükçe Fatsa’daki çocuk içinde küçüldü. O büyüdükçe hayalleri de büyüdü, hayalleriyle beraber okul yolu da değişti. Mekânsal, ruhsal, fiziksel değişimde kimi zaman içindeki çocuğu kaybetti, kimi zaman ise onu tanıyan ve kendisinden daha iyi tanımlayabilen insanlarla karşılaştı.

“Çocukların dünyasında görünüş ile gerçekliğin birbirinden ayrılması, anlamını bütünüyle yitirir. Bir çocuk en akla gelmedik şeyleri, en akla gelmedik amaçlar için kullanabilir-ters döndürülmüş bir masa, uzayda giden bir yelkenliye dönüşebilir, bir çanak bir miğfer olup çıkabilir. Çocukların oyunları bakımından bu nesneler, işlevlerini tam olarak yerine getireceklerdir. Örneğin çanak, bir miğferi temsil etmez bir tür gerçek miğferdir ve belli koşullar altında bir miğfer niteliğiyle yararlıda olacaktır. İmge ile gerçeklik arasında, özellikle insanın bir eyleme giriştiği ve belli bir hedefe erişmeyi amaçladığı noktada, belirgin bir sınır çizgisi yoktur. İnsanı insan kılan, onun önem bakımından eş düzeydeki üç yeteneğidir: Yeni nesneler üretip, bunlardan birer araç olarak yararlanma, var olan nesneleri yeni amaçlar için kullanma ve doğal nesnelerin yerine yapay, çoğu kez de birincilerden daha iyi nesneler geçirebilme yetenekleri.”1

Bu tılsımlı cümleler onun içinde gizlenmiş olan yaratıcı çocuğu tanıdı.

Onay Akbaş Artwork, Varlık
Varlık – 114×97 – TUYB

Büyüsü olan semboller oluşturulmadan önce evrene olan merakı daha da arttı. Dünyanın sınırlarını geçmek isteyeceği yaşa geldiğinde astronot olmak istedi.  Dünyayı ve gezegenlerin sıra dışı renklerini astronotların gördüğü haliyle görmek istedi. Dünya ve o renkler nasıldı?

Dünyaya uzaydan bakan astronotların manzaraya baktıklarında ilk hissettikleri duygu Onay’ın dünyadan doğaya ve yıldızlara bakmasıyla aynı duygu muydu?

Dünya ışıldıyor gibi görünüyor. O kadar güzel ki.” / Peeggy Whitson

“Uzayda yapmak istediğim ilk şey kaskımı çıkarmak ve emniyet kemerimi çıkarıp ağırlıksız şekilde uçmak ve pencereye gidip dünyayı görmekti. İnsana dair her şey dünya yüzeyinde olup biten her hikâye tanıştığım herkes bir yönde bütün evren diğer yöndeydi. Sonra elimi bıraktım. O ince çizginin önemini işte o zaman takdir ediyorsunuz. Bizim için önemli olan her şeyi içeriyor. Yaşamı içeriyor.” / Chris Hadfield

“Gözlerimizle gördüğümüz şey bunu tecrübe ederken kalbimizde hissettiğimiz şey hayal gücünün ötesinde.” / Nicole Stott

“Güzelliği o kadar büyüleyici ki neredeyse hissettiğimiz duyguyu tarif edebilmek için yeni kelimeler bulmak gerekir. Çünkü sizi gerçekten etkiliyor.” / Leland Melvin

Onay Akbaş Da Vinci
Kelebek Da Vinci 150×150 TUYB

Nutopia‘nın National Geographic’te yayınlanan “Sıra Dışı Bir Kaya” belgeselinde yer alan astronotlar dünyanın onlar üzerindeki etkilerini anlattılar.

Var oluşun sıra dışı gizemi Onay’ın renklerinde kozmik alanın renkleriyle aynı coşkuya sahip oldu.

“…Yolu dünya ile kesişmeyenler yaklaşık dört dakika sonra Mars’ın, bir saat kadar sonra Satürn’ün yörüngesinden geçecek. Uzaydaki bu yolculuğun ardından güneşin beyaz ışığı, hiç değişmeyen bir süre zarfında (Çünkü Einstein’ın ortaya koyduğu üzere, ışık hızında seyahat zamanı durdurur.) etrafımızdaki dünyayı sarıp sarmalar ve çok renkli bir saçılıma uğrar. Saçılan ışık, saydam tabaka ve mercekten geçip retinanın güvenlik ağına düşer. Bu çarpmanın etkisiyle açığa çıkan enerji, ağ tabakadaki proteinlerin kıvrılmasına neden olarak zincirleme bir reaksiyon başlatır ki bu, eğer yeterli sayıda proteinde kıvrılma olursa tek bir retina sinirinin ateşlenmesi ve tek bir ışık zerresinin algılanmasıyla sonuçlanır.”2

Sanatın temellendiği tuvaller çocukluğunda kaldığı gebeliğini doğurmaya başladı. Beyninin gizli hayatı, Mars’tan gelen ışık dalgaları halinde gördüklerinin kopyalarını kendince resmetmeye başladı. Doğurganlık sancılıdır, arayışlar karmaşıklaşır ve sanatını sorguladığı arkadaşları, hocaları, reprodüksiyon çizimleri onu uzak iklimlere seyahatlere çıkardı. Yolculuklar onu geleneğin kopyacı temsilcisi olmaktan çıkaran ilk adım oldu. Batı ülkelerine seyahat etti. Bazı kentlerde biraz kalıp dinlendi. Belki de sanat tarihi etkisi olsa gerek Fransa’da köklenmeye karar verdi.  Renk algısında değişime Van Gogh’un tabloları eşlik etti. Sarı renk Van Gogh’un tablolarından çıkıp Onay’ın kimliğine sakinlikle beraber sıra dışı çekicilik getirdi. Bu etkileşim yeni bir renk algısı geliştirmesi gerektiğini gösterdi. Elindeki fırça renklerle oyun oynadı.

“…Nasıl ki balık doğal ortamında suyun içindeyse Berger’e göre insan olarak bizler de ışığın içindeyizdir.”3

Onay Akbaş Aktris - Arı Kraliçe
Aktris-Arı Kraliçe 61×73 TUYB

İçgüdüler, öğrenilmesi zorunlu olmayan karmaşık ve doğuştan gelen davranışlardır. Deneyimden bağımsız sayılabilecek, ayrı bir pakette sunulmuşlardır bize.”4

Yaşam bazen insana ayrıcalıklı davranır; derinleştirir, törpüler, yeniden eker, sular, büyütür. O en derinlerde olanın ne olduğunu zaten biliyordu. Kalabalıklara karıştı insanları bazen gözlerini kısarak dinledi. Bazense kendine aynı şekilde baktı. Dürtülerine yenik düşmek miydi sanat, yoksa dayanılmaz acılara karşı elini kaldırıp sesi kısılana kadar bağırmak mı? Dünyaya, hayata, insana dair aidiyetini ararken karnının ortasından çıkan sancının tüm renklerin kardeşi olduğunu bilmekti belki de. Işığı duyabilmenin, ışığı tutabilmenin bir karşılığı olmalıydı elbette.

“…Yaratıcılık, içerden, ölçülemez ve açıklanamaz derinliklerden çıkıp gelen bir şeydir, dışarıdan, dünyanın zorunluluğundan değil. Tam da yaratıcı edimi kavrama isteği, onu kavrayamamanın nedenidir. Yaratıcı edimi kavramak, onun temelsiz ve açıklanamaz olduğunu tanımak demektir.”5

Onay Akbaş Prangalı Ben
Prangalı Ben – 73×91 – TUYB

Zaman zaman ruhsal karşılaşmalardaki yalnızlığında elleri kolları bağlanmış hissetti. Korkuların boncuk gibi sıralandığı günlerde yağmurun karartılı, gürültülü bulutlar arasından dökülmesi, çaresizliğini çizmesine neden oldu. Kıyısız denizlerde boşluğa bakmayı ancak çizerek anlatabildi. Uykularını, gündüzlerini, Fransız kentlilerinin üzerindeki tüm etkilerini olanakları doğrultusunda çizebildiği kadar çizdi. Her duygunun kanatları vardı. Uçabilen, uçarken de görebilen boyalı kanatlardı bunlar. Nereli olduğunu anlamasına yardımcı olan kanatlar.

Onay Akbaş Da Vinci portresi
Da Vinci’nin portresi 55cm çap Metal üzeri Da Vinci’nin portresi 55cm çap Metal üzeri

Zamanı satın alan insanların dünyaya sundukları sevgi ve güveni anlamak istemek büyüleyiciydi. Geçmişten geleceğe taşınan sanat eserlerinin minnetimizi anlayarak gezindiklerine inanıyordu. Da Vinci’nin eserlerinden yola çıkarak kendi kaderinde saygının ölçüsünü bulmaya çalıştı. Düşüncelerinde yıllanmış olan hayranlığı, içindeki çocukla beraber kral kelebeklerine dönüştü. Zamanda ruhsal yolculuğa çıktı. On beşinci yüzyılın sonlarına Milano’ya gitti. Sanatın geleceğini oluşturan ruhlar dünyayı koruyan ince atmosfer tabakası gibi Onay’ın da hafızasını tazeledi.

Onay Akbaş Bebek Da Vinci
Bebek Da Vinci ve Annesi 100×81 TUYB

Gizli bilgilerin ruhsal kaynağı olan Da Vinci, doğal aktarıma sahip güçlü öğretici oldu. Onay, “Bebek Da Vinci ve Annesi” tablosunda bu gizemli öğreticiyi, onun dâhiliğini çizdi. Birbiri ardına sıralanmış Leonardo Da Vinci serisi büyük ustaya saygının göstergesi oldu. İnsanların yaşam döngülerini inceleyen Leonardo Da Vinci’yi anlamak kolay değildi.  Onay, derilerin derinliğine, zamanın gizemine Leonardo’yla beraber baktı.

Öğrenen Leonardo Da Vinci - Onay Akbaş
Öğrenen Leonardo Da Vinci – 150×150 – TUYB

“… kasların ruhla doğrudan iletişim halinde olduğunu ve ruhun hareketlerinin ancak vücudun değerlendirilmesiyle anlaşılabileceğini düşünüyordu: “kemikler arasındaki eklemler, sinirlerin emrine, sinir kasa, kas kirişe ve kiriş ise Sağduyu’ya uyar. Ve sağduyu, ruhun makamıdır.” 

“1489 civarında, hamisinin babası Francesco Sforza’nın heykeli için eskizler yaparken bir yandan da anatomi üzerine bilimsel bir inceleme için notlar alıyordu. Tutkusu fevkalade olduğu kadar zorlayıcıydı da: notları, insan vücudunu her açıdan kavrama aşkıyla yanıp tutuşan, yaratıcı ve entelektüel enerjiyle dolu bir zihnin pırıltısını taşıyordu. Anatomik incelemesi döllenme, gebelik, normal ve erken doğum, çocuk gelişimi, erişkin ve kadının normal vücut yapısı ve fizyonomisini açıklamanın yanı sıra bütün damarları, sinirleri, kas ve kemikleri gösteriyordu. Sonra da, yüz ifadelerindeki değişimin insanın ruh halini anlamamızı sağlayan anahtar olduğunu ana hatlarıyla açıklıyordu: “dört çizimle insana ait dört evrensel ruh halini tasvir edersiniz: farklı gülme biçimleriyle-gülmenin nedenini de çizin-kendini belli eden neşe; nedenleriyle birlikte farklı ağlama biçimleri; farklı öldürme hareketleriyle dövüşme; kaçma, korku, gaddarlık, cesaret, cinayet…” Da Vinci için bu duyguları dışa vuran kas hareketlerinin kataloğunu çıkarmak, duyguların ilahi kaynağını anlamaya en fazla yaklaşabilmenin yoluydu. Şahsiyetsiz güzelliği temsil eden portrelerle ilgilenmiyordu; ister güzel ister çirkin olsun insan yüzlerini olduğu gibi, hareket halindeyken yakalanmanın peşindeydi ve ifadeler ne kadar aşırıysa o kadar iyiydi. Anatomiyi incelemek Tanrı’ya yaklaşmak demekti: “ve sen, yaptıklarımda tabiatın muhteşem işlerine şahit olan insan… şayet onun yarattığı bu kompozisyon sana muhteşem bir iş gibi görünüyorsa bilesin ki bu mimari, içinde barındırdığı ruhun yanında hiçbir şey değil.”6

NOT: Sanat deneyimini ve entelektüel donanımını sakınmadan benimle her zaman paylaşan Nilgün Yüksel’ e her zaman sonsuz teşekkür ederim.

Dipnotlar:
1- E. H. Gombrich, Sanat ve Yanılsama, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1992, s. 107.
2- Gavin Francis, İnsan Vücuduna Seyahat, çev. Şiirsel Taş, İstanbul, Domingo Yayınevi, 2016, s. 36.
3- Age, s. 43.
4- David Eagleman,Incognito, çev. Zeynep Arık Tozar, İstanbul, Domingo Yayınevi, 2016, s. 88.
5- Rollo May, Yaratma Cesareti, çev. Alper Oysal, İstanbul, Metis Yayıncılık, 2005, s. 42.
6- Gavin Francis, age, s. 48-49.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla İçerik
Kaçırdığınız filmler İstanbul Modern’de