waves tyler ve emily

Her hikaye bir kış mevsiminden geçer

Hisler ve renklerle gösterişsiz bir görsel şölen sunan Waves, sevginin ve nefretin katılaştırıcı ve çözücü sonuçlarını ortaya döküyor

Her şey güzel başlar. Her ilişki, her hikaye, her yolculuk… Sonra mutlaka bir noktada kırılmalar gelir ya da kırılmadıkça sertleşmeler. Ya yaralar açılır, kabuk bağlar, eller nasır tutar ya da dalların içi boşalır, eğilip kopar. Her hikaye bir kış mevsiminden geçer. Belki sonra mevsim değişir, yeniden bahar, yaz gelir, belki o kışta her şey biter. Her ikili ilişki; sevgili, eş, dost, kardeş; bir noktada açık yaralarla yürünen bir yolculuk olur. O yaralara nasıl baktığınız, nasıl dokunduğunuz ya da nasıl bilerek daha da sızlattığınız hikayenin bütününe yayılan rengi belirler.

İki perde: yarısı oğula yarısı kıza

Trey Edward Shults’ın yönetmenliğini yaptığı Waves (Dalgalar), yukarıda anlatmaya çalıştığım ilişki hallerinin farklı renklerini tek bir aile hikayesi ile perdeye aktarıyor. A24 yapımı Waves, bize önce bir aile resmi sunuyor: Dominant bir baba, babanın gölgesinde bir anne, güreşçi bir oğul ve içe kapanık bir kız. Çoğu aileden çok farklı olmadıklarını söyleyeyim. Filmin ilk yarısı güreşçi oğul Tyler’a ayrılırken, ikinci yarısı harika bir geçişle evin diğer çocuğu Emily’ye ayrılıyor. Önce Tyler, sonra Emily hem aileleriyle hem sevgilileriyle ilişkilerini yürütürken sevgi ve nefret arasında gelgitler yaşıyorlar. Sevginin affedici, hataları silen yanını merkezine koyan Waves, nefretin açabildiği sonuçları da en koyu renklerle, acıtarak gösteriyor. Yaz güneşi altında hisler ve renkler, elele bir geçiş sergiliyor.

waves film tyler

Zerafet dolu bir görsellik

Aslında Waves’in hikayesi birçok filmde görebileceğimiz sıradan bir hikaye. Filmi özel kılan yer, en başta yalın ve incelikli sinematografisi ve tek kelimeyle enfes görüntü yönetmenliği. Bir dönem filminde ya da fantastik filmde, dekorların ve diğer objelerin yardımıyla şahane görüntüler yakalayabilirsiniz ama şehrin içinde geçen bir hikayede süreklilik de içeren özel bir görsel estetik yakalamak hiç de öyle kolay değildir. Her sahnede ayrıntıları yakalamak ya da yaratmak gerekir. Trey Edward Shults, filmin her karesine özen gösterdiğini her an seyirciye belli ediyor. Kırmızı ve mavinin ağırlığında resmedilerek çekilmiş gibi gözüken bir film izliyoruz. Waves’i izlerken tatlı ayrıntılar yakalamak da mümkün. Örneğin Emily’nin içe kapandığı ve dünyayı Instagram’dan takip ettiği aralıkta film de bir Instagram karesine dönüşüyor. Emily gerçek bir sabaha uyandığında ise film de kendi çizgilerine geri dönüyor.

Katılaşma, körleşme ve inen kalkanlar

Waves’i izlerken bir aile içinde ya da bir ilişkide insanların nasıl katılaşabildiğini, körleşebildiğini ve aynı zamanda nasıl kalkanlarını indirebildiklerini gözlemleyebiliyorsunuz. Örneğin beni en çok düşündüren sahnelerden birisinde; baba Ronald ve kızı Emily’nin göl kenarında yaptıkları konuşma sırasında, iki farklı kuşağın aynı hislere, olaylara verdikleri farklı tepkileri düşündüm. Gençlerin hem daha kor, yanıcı hislere sahip olduklarını ama aynı zamanda bu hislerin daha uçucu olduklarını, öte yandan yetişkinlerin hislerinin zamanla katılaştığını, bu yüzden mesela ağlarken, içlerinden kayalar dökülüyormuş gibi ağladıklarını… Hangisi için daha zor? Ölçebilecek bir cihazımız yok. Kor halin yakıcı eylemleri, katı halin kırılamazlığı, peki bunun hangisi zor?

waves film emily

Dini temel evrenselliği öldürüyor

Waves’in zayıf yanları var mı? Elbette var. İlki uçlara çekilen ilk bölümde biraz inandırıcılığın eksik olması. Diğeri ise sevgiye dair görüşünü çok göze sokmasa da Hıristiyanlık üzerinden dine dayaması. Sevgiyi herhangi bir dinle desteklemek o filmin evrenselliğini öldürür. Waves de bu anlamda sanki sırf Amerikalıları hedeflemiş gibi. Yine de dindar bir film izlediğinizi hissettirmiyor. Sadece yanlış, değerini eksilten bir tercih. Yine de Waves, sadece sinematografisi ve görüntü yönetmenliği için bile izlenir. Hikaye de bu dini bağlantı haricinde oldukça düşündürücü, yer yer incitici, yer yer huzur dolu. Film, oldukça gölgede kalmasına rağmen, izleyenlerden de hep olumlu yorumlar almış.

Müzikler ve Trent Reznor & Atticus Ross albümü

Son olarak müziklerden bahsetmek istiyorum. Görüntü dedik, sinematografi dedik ama bir şeyi unuttuk. Waves’de ses yönetmenliği de usta işi. Kullanılan müzikler, sahneye göre seslerin inişi, çıkışı, çevresel sesler, hepsi hissedilir ve etki bırakır bir bütünlükle aktarılmış. Tüm bunlar bir araya geldiğinde de içinde yaşadığınız bir film izler oluyorsunuz. Waves’in orjinal müziklerini Trent Reznor & Atticus Ross ikilisi yapmış. Daha önce de birçok film müziğine imza atan ikili, oldukça doyurucu bir albüme imza atmışlar. Feedback Loop kişisel favorim. Albümde 10,11 ve 22 dakikalık üç şarkı olduğunu da ekleyeyim. Öte yandan film içinde albümde yer almayan da birçok şarkı kullanılıyor. Özellikle genç oyunculara odaklanılan sahnelerde sözlerin de hikayeyle uyumlu olduğu şarkılar dinliyoruz. Fragmanda kullanılan şarkı ise Frank Ocean’ın Godspeed isimli şarkısı. Fragmanın filme dair çok ipucu vermediğini ekleyeyim.

Waves, teknik açıdan her detayın ustaca işlendiği, hikaye açısından ise didaktik olmadan sevginin değerini hatırlatan, bitirdiğinizde belki çok etkilenmeyeceğiniz ama mutlaka bazı güzelliklere dokunduğunuzu hissedeceğiniz bir yapım. Gözünüzden kaçmasın…

Daha Fazla İçerik
Gülümsün Tansev, Yazar
Okumanız gereken bir kitap var!