Vida: Feminist, kışkırtıcı, içten!

Birbirinden farklı iki kız kardeşin annelerinin cenazesinde bir araya gelmesiyle başlayan Vida; kentsel dönüşüm, cinsiyet ayrımı, eşcinsel evlilik gibi konulara ışık tutuyor

İlk bölümde ortaya çıkan bir gerçek haricinde spoiler vermemeye özen gösterilmiştir.

Amerkan televizyon kanalı Starz‘da yayınlanan Vida, birçok listede 2018’in dikkat çeken dizileri arasında gösterildi. Meksikalı Tanya Saracho’nın yaratıcılığında ortaya çıkan 6 bölümlük (35’er dakika) bu mini dizide oyuncuların çoğunluğunu da Meksika kökenli isimler oluşturuyor. Hikaye de Los Angeles’ta Meksikalıların yoğun olarak yaşadıkları bir mahallede geçiyor. Anneleri Vida’nın cenazesi için doğup büyükleri mahalleye geri dönen zıt karakterli iki kızkardeş Lyn (Melissa Barrera) ve Emma (Mishel Prada), evde anneleriyle birlikte yaşayan başka bir kadının varlığını öğreniyorlar. Kısa boylu, kısa saçlı, erkeksi görünümlü Eddy (Ser Anzoategui), önce kendisini annelerinin ev arkadaşı olarak tanıtıyor. Ancak ilk bölümün sonlarında öğreniyoruz ki aslında Eddy, anneleri Vida ile evlenmiş. İki kardeş bu bilgi ile birlikte sarsılırken, hikayemizin de gelişimi açığa çıkmaya başlıyor.

Herşeyin ortasında eski bir bina

Vida, yaşadığı mahalleden ayrılmamış bir kadın. İki çocuğu “beyaz” dünyalarda birer yol çizip aileden uzaklaşmışlar. Emma başarılı bir iş kadını olurken, Lyn ise güzelliğini kullanarak sevgililerine bağımlı bir yaşam geçirmiş. Vida ise kendisine ait eski bir binanın alt katını bar olarak işletip, üst katlardaki odalardan da cüzi kiralar almış. İşte Vida’nın cenazesi ve açığa çıkan üçüncü kişinin mirasa katılımıyla bu binanın akıbeti dizinin ana yapısını oluştruyor. Vida’nın binasında gözü olan akbabalar bir an önce binayı elde etmeye çalışırken Lyn, Emma ve Eddy arasında güvensiz rüzgarlar dolanıyor. Bu üç karakterin dışında Lyn’in mahalleden eski sevgilisi Johnny, Emma’nın eski arkadaşı Cruz  ve kentsel dönüşüme karşı kendince bir mücadele veren Mari de hikayede önemli yan karakterler olarak yerlerini alıyorlar. Hikayenin kendisini daha fazla anlatadan kısaca diziyi değerlendirelim. Vida’nın binası ise tüm değişimin orta yerinde duran, eski zamanın hala atan kalbi gibi duruyor.

Zır karakterler ve kesişme noktaları

Vida, en büyük gücünü farklı karakterleri bir araya getirme ustalığından alıyor. Zıt kişiliklerin, hayat görüşlerinin nerede yan yana nerede karşı karşıya getireleceği iyi dengelenmiş. Dizinin feminist bir bakışa sahip olduğu aşikar. Bu durumun bazen biraz “fazla” ya da “sebepsiz” ilerlediğini belirtmeliyim. Örneğin bir erkeğin kötü davranışı gösteriliyor ama tutup sebebini arasak pek bir şey bulamıyoruz. Yine de bir diziden hayat kitabı beklemediğimiz için abartılacak bir durum da yok. Her bölümünü farklı bir yönetmenin çektiği dizinin altı bölümünün dördünü kadın yönetmenler çekmiş. Farklı yönetmenlerin imzası, zaman zaman farklı estetik bakışları, dokunuşları ayırt etmemizi sağlıyor. Cinsel sahneleri kullanmaktan, kışkırtıcı anlatımlardan sakınmayan dizi kadın dayanışması sunarken, öyle hemen bol kepçe de davranmıyor. Herkesin biribirine güvensiz olduğunu hissettiriyor.

Bir tablo veya bir şarkı

Vida, belki izlemeseniz çok şey kaybedeceğiniz bir dizi değil. Ama oldukça canlı, izlemesi keyifli ve mesajlarını net verebilen bir mini dizi. Geleneksel olandan kolay kolay kopamayan yaşlılarıyla, mahalleden gidip gelip dönüşen karakterleriyle, kalanların yaşamlarını sürdürme şekilleriyle, canlı bir bar tablosu gibi Vida. “Hepimiz buradayız işte, bir aradayız” diyen bir dizi. Belki kadınların birlikte söylediği bir şarkı! Adına ne derseniz, nasıl tanımlarsanız… İkinci sezon onayını da kapan Vida, bir şansı hak ediyor. En azından rengi, tadı farklı bir dizi arıyorsanız, oturun ilk bölümü izleyin. Bir bakmışsınız yüzünüzde tebessümle sezon bitmiş 😉

 

 

Daha Fazla İçerik
Kitap fuarı rehberi ve tavsiyeler