Uzayda Piknik: Akbabalar düzeninde sağ kalmak!

Tarkovski’nin Stalker’ına ilham kaynağı olan Uzayda Piknik, dünyanın sonunda sonsuzluğa bakan bir terasta, insanın sadece bedeniyle değil, ruhuyla da sağ kalma savaşını anlatıyor

İthaki Yayınları, bilimkurgunun önemli eserlerini yayınlamaya devam ediyor. Rus edebiyatının önde gelen bilimkurgu yazarları Arkadi ve Boris Strugatski’nin Tanrı Olmak Zor İş, Kıyamete Bir Milyar Yıl ve Pazartesi Cumartesiden Başlar isimli kitaplarını yayınlayan İthaki, Andrey Tarkovski’nin Stalker’ına ilham kaynağı olan Uzayda Piknik’i de yayınlayarak Bilimkurgu Klasikleri serisine önemli bir halka daha eklemiş oldu.

Farklı hikaye farklı dertler

İngilizce sinsice yürümek, sürünmek, sinsi sinsi izlemek, gizlice sokulmak gibi anlamlara gelen “to stalk” fiilinden çekilen Stalker kavramı birçoğumuzun hayatına Tarkovski’nin kült filmi ile girmişti. Tarkovski’nin filmi, Uzayda Piknik’ten esinlense de birebir uyarlama söz konusu değil. Karakterler, kurgu birbirinden tamamen farklı diyebiliriz. Baki kalan ise stalkerlar ve o tekinsiz bölgenin kendisi. Bölge, dünyanın sonunda uçuruma bakan bir teras gibi. Farklı noktalara varsalar da Strugatski Kardeşler için de, Tarkovski için de dertlerini en billur haliyle anlatmaları için varılması gereken bir yer. Tarkovski, edebiyat dilinden sinema diline sadık olmayan ama kitaba artı değer katan bir çeviri yapmış. Kitabın anlattığı mekan üzerine yeni bir Stalker’ı  kılavuz olarak alıp felsefi bir yolculuk yaptırır. Tarkovski’nin ortaya koyduğu görsel gücü, ağır büyüyü hala kimsenin yakalayamadığını, kimsenin istese de benzeyemediğini hatırlatarak ve tabii filmi izlemenizi tavsiye ederek kitaba geçelim.

Sağlıklı gözüken delilik

Uzayda Piknik’te Strugatski Kardeşler’in kendi Stalker’ı ile tanışıyor ve hikayeye onunla başlıyoruz. Redrick Schuhart ya da kısaca Red isimli Stalker, bir enstitüde laborantlık yapsa da Stalker olarak tanınır. Ancak tek Stalker kendisi değildir. Uzaylıların kim bilir ne için geldiği, bir süre kaldığı ve sonra çekip gittiği Bölge, uzaylıların ardından sürekli gözetim altındadır. Bölge, termodinamik yasalarını altüst eden tuhaflıklarla dolu tekinsiz bir bölgeye dönüşmüştür. En ufak bir yanlış adım ölümünüze sebep olur. Bu yüzden Stalkerlar önemlidir. Uzaylıların arkalarında bıraktıkları zamazingoları (kitapta da bu tabir kullanılıyor) edinmek için elzemdirler. Kitap boyunca elde edilen zamazingolar, tuhaf şeyler olsa da aslında hiçbiri tam anlamıyla bir işe yaramaz. Kitabın en başına bir bilimadamının konuşmalarına yer verilir. Bilimadamı zamazingonun nasıl işlediğini anlatır ama ne işe yaradığı hala meçhuldür. Yine de bu türlü zamazingo, karaborsada altın değerindedir, bilim dünyası onların peşindedir, adeta çok sağlıklı gözüken bir delilik ortamı söz konusudur. Uzayda Piknik de ismini uzaylıların bu gelip geçtiği noktada aslında sadece piknik yapmış olabileceği teorisinden alıyor.

Bölge ve soğuk dehşet

Stalker Redrick Schuhart ile bölgeye üç kez yolculuk yapıyoruz. Birisi yalnıca bir başka Stalker’ı kurtarmak için. Kitabın can alıcı noktaları da bu yolculuklar. Strugatski Kardeşler’in tasvir ettiği ‘bölge’ gerçek anlamıyla şok edici, insanın üzerine ağırlık çökerten, bilinmezliğin verdiği yükü omuzlara indiren türden. Birçok bilimkurgu romanında türlü canavarla karşılaşırız da bu soğuk dehşeti hiçbiri vermez. Değişen rüzgardan, kımıldayan taşlardan, damlayan sudan, birden çıkan yıldırımdan korkmaktan daha fena ne olabilir? Bütün olağanlığıyla dünyanın kendi çimlerinin içinde büyüdüğü sıradan bir manzaraya sahip bir alandır bölge, öte yandan böyle bir manzaranın hiç anlam veremeyeceğiniz bir şekilde sizi anlık bir ölüme götürebileceğini bilirsiniz. Uzayda Piknik’in tekinsiz bölgesi, kitap bittikten sonra da uzunca bir süre zihninizin arka odalarında varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Kanlı canlı bir sağ kalma savaşı

Kitap, bir hikaye anlatmanın, bir bölge tasvir etmenin yanı sıra hikayesi ile birlikte kendi çıkarımlarını da okura sunuyor. Bölgeye yaptığımız son yolculukta karakterlerin farklılığını billurlaştıran bir anlatının içinde buluyoruz kendimizi. Bu dünyada “akbaba” gibi olanların hep sağ kaldıklarını, sıradan insanların ise bu duruma yol verdiklerini hatırlatsa da aynı zamanda Schuhart’ın, “Ben varım, ölümüne kadar hayattayım” dediği, demek istediği bir bölüm bu. Uzayda Piknik, dünyayı, insanları anlamak için dünyanın sonuna yapılan bir yolculuk. Tıpkı Tarkovski’nin Stalker’ı gibi. Her iki hikayenin de sonu o sonsuzluğun uçurumuna bakılan terasta anlatılıyor. Tarkovski, daha felsefi, ulvi meseleleri işlerken Strugatski Kardeşler’in Uzayda Piknik’i daha hayatın içinde, kanlı canlı bir sağ kalma savaşını anlatıyor. Sağ kalmak; yalnızca para kazanmak, çalışmak anlamında değil, akbabaların düzeninde bir solucan olmamak adına sağ kalmak! Ruhunu satmamak! Yani hepimizin o sert mücadelesi: insan olmak!

 

Uzayda Piknik

Arkadi & Boris Strugatski

Çev: Hazal Yalın

İthaki Yayınları, 2018

198 Sayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir