Micheal Jordan Chicago Bulls kutlama

The Last Dance üzerinden spor ve eğitime bakış

Micheal Jordan ve Chicago Bulls’un hikayesini anlatan The Last Dance üzerinden takım sporu ve bireysel spor dalları arasındaki farkları irdeledik.

Spor müsabakalarının heyecanlı (ve bazen zehirli) ortamından uzak kaldığımız şu günlerde ESPN yapımı The Last Dance, ilaç gibi geldi. Micheal Jordan ile Chicago Bulls‘un yükselişini ve altı şampiyonluğu anlatan Tha Last Dance, spor tarihinde çok özel bir yeri olan Micheal Jordan’a yakından bakmamızı sağlıyor. Jordan’ı ilahlaştırmadan, eleştirlebilecek yanlarını da ortaya koyan belgesel, ismini tarihi kadronun son sezonu 1998 yılından alıyor. Sezon başında kulüp menajeri Jerry Krause, sezon sonunda yeniden yapılanmaya gideceklerini ve kulüpteki birçok oyuncuyla ve koçla yollarını ayıracaklarını açıklıyor. Koç Phil Jackson, bu açıklamanın ardından oyuncularla yaptığı toplantıda sezona Son Dans adını veriyor ve oyuncular da bu ismi benimsiyor.

Herkes için zor karakter

Sporda başarı hikayeleri her zaman ilham vericidir. Adanmışlık, sıkı çalışma, yardımlaşma hepsini bir arada görürüz. Micheal Jordan’ın kazanırken nasıl motive olduğunu, neleri motivasyon objelerine döndürdüğünü izlemek hayli keyifli. Ancak bu yazıda belgeseli izlerken beni düşündüren başka bir noktaya değinmek istiyorum: Takım sporu ve bireysel spor dalları arasındaki farka. Elbette işin uzmanı değilim ama biraz da işin eğitim yönüne değinmek istiyorum. Belgeseli izlerken, Jordan’ın takım arkadaşlarını rekabetin içine çekmeye çalıştığı anları izlerken özellikle bu düşüncelere daldım. Kaan Kural’ın Socrates Dergi YouTube kanalında aktardığına göre Jordan üç kez takım arkadaşlarıyla kavga etmiş. Belgeselde yanılmıyorsam biri üzerine konuşuluyor. Aşırı hırslı, yenilmeyi sevmeyen ve herkes için zor bir karakter. Şimdi bunu bir köşeye atalım ve takım sporu ile bireysel spor arasındaki farka gelelim.

İmgeler üzerine hayal kurmak

Birçok ebeveyn çocuğu için farklı hayaller kurar. Kimi dansçı olmasını ister, kimi futbolcu, kimi tenisçi… Çocuğun yeteneği esas olandır tabii ama bazen ebeveynler sadece o imgeler üzerine hayal kurar. Üniversite yıllarıma kadar saatlerce futbol oynayabilen biriydim. Bugün geriye dönüp baktığımda takım oyunlarının kişilik gelişimine çok fazla katkısı olduğunu düşünüyorum. Bir takım sporunda ne zaman öne çıkmanız ne zaman geride durmanız ne zaman yardım etmeniz ne zaman baskın çıkmanız gerekir, bunların hepsini öğrenirsiniz. Bazen yener bazen yenilirsiniz. Evet, bir zorbaya da dönüşebilirsiniz. Hep güçlü takımda olup hep yenmeyi de öğrenebilirsiniz. Ama özde herkesin bir başkasını çok net görebildiği bir alandır takım sporları. Düştüğünüzde biri sizi kaldırır, yenilirken de beraber yenilirsiniz. Yeteneğinizin sınırlarını da orada öğrenirsiniz, o sınırların ne kadar esneyebildiğini de. Farklı takımlar farklı koşullar olur ve her koşulda farklı bir konum almayı öğrenirsiniz.

Daha yalnız bir yol

Bireysel spor ise kişilerin daha dar bir ekiple (antrenör, masör vs.) yol aldığı spor dallarını içerir. Yetenek ve azim bir arada olmak zorundadır. Yenilince yük daha çok omuzlarınızda olur. Bu yüzden çok güçlü bir mental çalışma da gerektirir. En başarılı bireysel sporcular çelik gibi iradeye sahip olanlardır. Bir çocuğu ebeveyninin aklındaki imge sebebiyle bireysel spora yönlendirmek yıpratıcı bir duruma dönüşebilir. Çocuk ya da genç, bunu istiyorsa diyeceğimiz bir şey olmaz tabii ama bireysel sporda başarının tanımını çok geniş koymak gerekir. Yoksa vazgeçmek çok kolay olur. Birçok bireysel spor dalı, kişinin salt kendi sınırlarını ilerletmesi üzerinedir. Daha hızlı koşmak, daha ağır kaldırmak, daha esnek olmak… Evet, kişi o sınırları aştıkça ivmelenir ve yolunu bulur ama her koşulda zor ve daha yalnız bir yoldur.

Reaksiyon ve kabuğu kırmak

The Last Dance ve Micheal Jordan’a dönelim. Jordan’ın başarı azmi aslında onu bireysel spor dallarında çok başarılı yapabilirmiş. Ancak profesyonel kariyerinde basketbolu tercih eden Jordan, takım arkadaşlarını da aynı başarıya zorluyor. Belgesel boyunca gördüğümüz üzere yer yer onları tahrik ediyor, yer yer onlarla kavga ediyor. İskambil oynarken yenilse, yenene kadar bir parti daha oynayacak bir karakter, ki belgeselde de görüyoruz, her şey üzerine bahis yapıyor, oyun oynuyor. Peki böyle zor bir karakterle takım arkadaşı olmak nasıl bir durumdur? Muhtemelen yorucudur, yer yer sıkıcıdır ve sizden de kabuğunuzu kırmanızı, konfor alanından çıkmanızı ister. Bir tepki vermeniz gerekir. Steve Kerr, Jordan ile kavga ettiğinde ona karşılık verdiğini anlatıyor. Verdiği karşılık Jordan’ın da ona daha fazla saygı duymasını sağlıyor. Çetin bir ilişki ama bir takımda olmanın nasıl hayatın içinde olmakla benzerlikler taşıdığını gösteren bir ilişki. Kerr belki bireysel bir spor dalını seçseydi bu reaksiyonu verecek bir şey bulamayacak ve kabuğunu hiç kıramayacaktı.

Ayna ve aynalar

Takım sporlarının özel yanı yalnızca yardımlaşma, paylaşım, dostluk değil. Hayatın ta kendisi gibi olması. The Last Dance ile gördüğümüz gibi yer yer zor, zorlayıcı olsa da hep bir etkileşim halinde olmak. Yanındakinden öğrenmek, yanındakiyle öğrenmek, paylaşarak öğrenmek, sitem ederek, çatışarak öğrenmek… Bireysel spor dalları ise birer simülasyonda olmak gibi geliyor bana. Belki kendi kendine yeterliliği daha çok sağlayan bir yanı vardır, bilemiyorum. Saatlerce sokaklarda top oynadım ama bireysel spor derseniz uyduruk masa tenisinden başka aklıma bir şey gelmez. Dolayısıyla bu yazıyı yanlı, eksik yazıyor da olabilirim. Yine de kişiliğinin de bedeniyle birlikte gelişme çağında olduğu çocukların, gençlerın gelişimi için takım oyunlarında yer almanın çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Belki normalde kıramadıkları kabukları çabayla, terle kırabilirler. Kendilerini o etkileşim ağı içinde çok daha iyi tanıyabilirler. Bir çocuğun, gencin her gün aynı aynaya bakmasını değil, her gün farklı aynaların (insanların) içinde olmasını isterdim.

Tansiyonu hiç düşmüyor

The Last Dance’i izlerken bunları düşündüm. Tansiyonu hiç düşmeyen bir belgesel The Last Dance. Koronavirüs günleri sona erdiğinde gözleri yeniden NBA’ye çevirecek bir belgesel. Bu açıdan aynı zamanda çok iyi bir pazarlama ürünü. Neresinden bakarsanız bakın izlerken çok fazla şey düşündüren hikayeler içeriyor. Keyifle izledim. Belgesel, ülkemizde Netflix platformunda yayınlanıyor.

Daha Fazla İçerik
2015’in en iyi çizgi romanları