kurt ve dolunay

Terazi Dolunayı: Kurdun saatinde delilik, cesaret, inkar ve kabul

Terazi burcunda dolunay, kurdun saati yaklaşıyor. Kendimizle bir yüzleşme de yaşayabileceğimiz bu dolunayda elimizdeki en büyük güç, cesaret olacak

Terazi burcunda dolunay yaklaşıyor. Biz buna kurdun saati de diyebiliriz. Işıkta görmediğimiz, göstermediğimiz ne varsa hepsinin yüzeye çıkıp ” benimle yüzleş ” dediği zamandır bu. Gökyüzünde ışığın en çok olduğu bu zaman aynı zamanda karanlık noktaların görünür hale geldiği bir zamandır. Kurdun saati, gecenin en yoğun olduğu, zamanın adeta havada asılı kaldığı bir vakittir. Bu yoğunluğun damıtılabilmesi için bir kara imbik var elimizde. Onun adı da kabaca cesaret! Geçenlerde izlediğim bir dizide, The Magicians‘da denildiği gibi “İyi şeyler yapmak için zalim olmak gerekir, zalim ol!” Zalim olmak derken, zalimlik ile cesaret arasında incecik bir çizgi vardır. Biz o çizgide dans edeceğiz. Ne de olsa bu bir Venüs dolunayı. Dolunaylar aslında delirdiğimiz, bir başka deyişle yoğunlaştığımız zamanlardır. Yoğunlaşma öncelikle insanın kendisinden kaynaklanır. Bütün duygular, korkular, kaygılar bir arada göğsünüze hücum eder. İşte kara imbik dediğimiz cesaret ya da zorunlu zalimlik burada gerekir. Kendimize karşı en köklü korkulardan aklımızı ve kendimizi sağ çıkartmak için gereken keskinlik ve cesaret!

Sen-ben aksı ve kendine gömülme

Terazi-Koç (karşıt burçlar) aksı sen ben aksıdır. Bu yüzden sen demeye meyilli bir burçtur. En büyük gölgesi de “Kan kustum, kızılcık şerbeti içtim” tutumudur. Bu onu, onay almak için kendini yok saymaya da götürebilir. Diğerleriyle kurduğumuz ilişki, aslında kendimize yaptığımız yolculuğun başlangıç noktasıdır. Sen yoktur. Sen, bensin. Diğerlerinin onayını almak adına verdiğimiz tüm ödünler, başkasını başımıza tac etmemiz, bizi bazen ayaklarımızı yerden kesip yükselterek kendi içimize doğru çakılmaya başlayacağımız bir yanılgıya götürebilir. Aynı zamanda bu çakılış bizi, kendimizle kurduğumuz bir bağa doğru iter. İşin sonunda, bir nevi kendine gömülmek. Buraya döneceğiz.

İnsanın kadın yanına etki edecek

8 Nisan sabahı saat 5:34’te gerçekleşecek olan bu dolunayda, deliliğin sınırlarında gezeceğimiz haller, 18 derece terazide açığa çıkacak. Bazı okült öğretilere göre 18 derece terazi anksiyeteyi temsil eder. Hiçbirşey yolunda gitmiyor hissi algısından bahsediyoruz. Ben bu algıyla kendimi bildim bileli yaşıyorum. Bu dolunayda ay pluto orta noktası = drakonik güneşim üzerinde olacak. Dolunay yabancısı olmadığım bir dolunay. Amansızdan özgürleşme savaşım doruk noktasına çıkacak. Hiçbirşey yolunda değil diyen bilinçaltımdaki obsesif kalabalığa “ben yolumdayım” diyeceğim. Bazen değil, çoğu zaman insanı kavgası, mücadelesi hayatta tutar. Kulaç atarak sağ kalmak. En çok kadına ve insandaki kadın yana etki eden dolunay, bu tarifeyi en net uygulamamız gereken zaman. Çünkü kadın derken Persephone gibi, korkulduğu için ezilen, fermanlara kurban giden kadınlığı kast ediyorum. O içimizdeki kadına hatırlatmak gerekir ki, “Sen Hades’in karısı olabilirsin ama aynı zamanda Demeter’in de kızısın!” Kurdun saatinin birkaç nefes sonrası şafak söker. Sen de mücadelende ışıyan cesaretinle o şafağa kendini dönüştererek bir doğum daha yaparak çıkarsın.

Peki değişebilir miyiz?

Öte yandan doğum, “yeni bir ben olmak” bana insanın değişebilir olup olmadığını sorgulatıyor. Çünkü bazı insanlarda gözlemliyorum ki, kurulu bir ilişki bozulduğunda ve bir süre o ilişki koptuğunda yeniden görüştüğümüz kişinin değiştiğini umarız ve sanırız. Ancak koşulları yine aynı kaynak sularla beslediğimizde, tekrar aynı koşullara döndüğümüzde, bir nevi pH değerini eski değere döndürdüğümüzde, o kişinin tekrar eski haliyle karşılaşırız. O zaman anlarız ki, söz konusu olan dönüşüm değil, manevradır. Dönüşüm, kırılma gerektirir, oysa manevra gündelik sağ kalmaya yönelil bir esnekliktir. Şimdiki aklım olsaydı sözü uçucu bir sözdür. Şimdiki akıl, çoğu zaman eski cennete kanar. Elbette bu söylediklerimizi yüzde yüz her zaman böyledir diye anlatmıyorum. Usta öğretici Satürn’ün en temel öğretisi şudur ki; hiçbir şey kolay öğrenilmez. Burada yeni bir ben doğurmak, dünyamızın bir ucundan öbür ucuna yapacağımız bir mezar kazısıdır. Dünyayı sırtında taşıdığı söylenen öküze kadar kazmak… Mesele yeni bir ben değil, evrilmiş bir bendir. Bir benin evrilme noktası inkarla değil, kabulle başlar.

Yargılamadan önce kulak verin

Son olarak şunu da unutmalıyım ki Terazi, doğrudan adeletle ilgilidir. Kendimizi ya da başkalarını yargılarken, neyi yargıladığımıza dikkat etmemiz gereken bir süreç bu. Bu yüzden kendimize doğru bir şekilde kulak vermeli ve hangi parçamızın bizden adalet beklediğini iyi anlamalıyız.

Daha Fazla İçerik
ediz hafızoğlu bateri
Hayatın telaşını bıraktı, artık ona kendi şarkısını çalıyor