Şarkılı öykü: Eve dönüş

Joey üstünde dalgınlığı olmadığı zamanlarda yeni salıverilmiş bir kuşa dönüşüyor. O canlanınca Wendy de korkularını unutuyor. Şarkıya daha canlı bir sesle eşlik ediyor.

Uzunca bir aradan sonra yazdığım kısa bir öykü Eve Dönüş. Diğer öykülerime, yazılarıma fazla benzemeyen bir yapısı var. Hayatı, güzelliği, sevgiyi ve yazının kendisini olumlamanın ötesinde bir derdi yok diyebilirim. Anlayacağınız biraz pozitif. Bu öyküde birden fazla şarkıdan bahsediyorum. Bir kere karakterlerin isimleri Concrete Blonde’un iki şarkısından alıyor. İki şarkıyı karakterlerden bahsettiğim ilgili yere ekledim. Görsel olarak kullandığım Whitney Houston çizimi de Childish Gambino’nun son klibi Feels Like Summer‘a ait. Klibi ilk izlediğim zamanlar oradaki çizimden hareketle bir öykü yazmaya karar vermiştim. Çizimin (ya da resmin) Whitney Houston’a ait olmasının bir önemi yok, orada bar kapısı önünde bekleyen bir genç kızın hikayesi bir imge olarak içime yerleşti ve yazarken de tek çıkış noktam buydu; bir resim. Sonrasında böyle şarkılı bir hikaye ortaya çıktı. Hikaye böyle şarkılı olunca da şarkılarıyla paylaşmaya karar verdim. Tavsiyem akışı bozmadan bütün hikayeyi okuduktan sonra merak ettiğiniz şarkıyı dinlemeniz.

Eve dönüş

Wendy, bar kapısının yanında Joey’i bekliyor. Vakit geç oldu. Dışarıda zamanı ince ince ören bir yağmur var. İçeride ise zaman havada asılı, içerisi ağır, içeride Ugly Truth çalıyor:

You hide your eyes

But the ugly truth Just loves to give it away

 

 

İçerisi ağır ama sıcak, güvenli, dışarıda sokaklar, kapı aralıkları, pencereler onlarca bilinmezin parçaları gibi dizili. Ama dışarısı hafif, dışarısı serin, güzel. Wendy rüzgarı saçlarında hissediyor, gözleri hep uzak karanlık boşluklarda. Gözleri Joey’i arıyor ama hep o boşluklara takılıyor. Deri ceketi, kot pantalonu, beyaz tişörtü ve kıvırcık saçlarıyla, sarı-turuncu sokak lambasının altında eski, biraz bulanık bir fotoğrafa ait gibi gözüküyor Wendy.

Joey gecikti.

Joey hep gecikir. Hep yapması gereken işler vardır ama bu işler hep zamanında yapmadıklarıdır. Joey, öğrenemeyen bir adam, bir çocuk. Wendy, kendisi olmasa Joey’nin tek başına hayatta kalamayacağını düşünüyor. Joey biraz dalgın, biraz unutkan. Dünyaya yalnızca gelip geçen görüntüleri seyretmek için gelmiş gibi. Seyretmek; ama öyle boş yere değil! Joey’nin gözleri bir anda elektrik direkleri üzerinde geçişler yapan bir kargaya takılabilir; ya da gökyüzünde kimsenin bakmadığı bir vakti özellikle seçen en tuhaf bulutu yakalayabilir. Sadeliğiyle ya da karmaşık yapısıyla, kendine özel tınısıyla güzel olanı, hareketi, hareketin içindeki zerafeti yakalayan gözleri var Joey’nin. Karşısında konuşan birinin ağız çizgilerini izlerken bulabilir kendisini ve hareket sona erdiğinde yapması gereken bir iş olduğunu hatırlayıp fırlayabilir. Güzelliği görür ve izler, bir akış içinde, kesmeden, tanımlamadan izler. Başkaları bunu alıklık ya da dalgınlık olarak yorumlar. Başkaları Joey’nin baktığı yerde pek bir şey görmez. Wendy’de mesela! Evet, güzel bir kızdır Wendy ama öyle ilk bakışta değil. İzledikçe, konuştukça, gözlerindeki ışıklar oynadıkça çıkar güzelliği. Joey’nin ilk tanıştıklarında bütün yüz çizgilerini izlerken fark ettiği gibi. Joey’nin tamamlanmış hissettiği o kutsal andaki gibi…

İşte Joey geliyor, nihayet! Wendy, kaşları çatık karşılıyor Joey’i ama sinirli değil. Sadece küçük bir tepki göstermek istiyor. Wendy, Joey her geciktiğinde başına bir şey gelmiş olmasından korkuyor. Her defasında “ya işte birden kaybolursa” diye düşünürken buluyor kendisini. Başkaları gibi düşünmeden yaşamak istiyor oysa akıp giden zamanı. Kendisini bu basit korkudan alamıyor. Birden, hiç var olmamış gibi kaybolursa! Sanki hiç yaşanmamış gibi, Sanki Wendy, aslında yanlış bir zaman dilimini yaşıyormuş ve bir anda o kendi, yoksun zaman dilimine geri dönecekmiş gibi. Bu yüzden kaşları çatık Wendy’nin, her defasında inanmak istiyor. Korkuyor ve dile getirmek istemediği bu tuhaf korkusundan kendisini kurtaramıyor.

 

Biraz sonra sokakta yürüyorlar. Joey önce kolunu Wendy’nin omzuna atıyor. Bu Wendy’nin başkalarında görüp pek sevmediği bir hareket ama Joey yapınca çocuksu bir doğallık kazanıyor, az sonra aynı doğallıkla ayrılıyor Joey, şimdi ipleri aşağılarda tek birisinin elinde olan iki uçurtmaya dönüşüyorlar ve birlikte bir şarkı söylemeye başlıyorlar;

If you could read my mind love

What a tale my thoughts could tell

Just like an old time movie

About a ghost from a wishing well

 

 

Joey üstünde dalgınlığı olmadığı zamanlarda yeni salıverilmiş bir kuşa dönüşüyor. O canlanınca Wendy de korkularını unutuyor. Şarkıya daha canlı bir sesle eşlik ediyor. Yüzü, şimdi kaşlarını rahat bırakmış, yüzünde tüm olası zamanlarının ilk adımlarını atan bir çocuğun o gölgeler düşmemiş ışığı dolanıyor.

Çok geçmeden üç sokak köpeği, iki sevgilinin yürüyüşüne ortak oluyor. Üçü de iri, kirli, hantal köpekler. Hayatları boyunca çok sigara içmiş, çok ezilmiş, erken çökmüş orta yaşlı adamlara benziyorlar. Zaman zaman durup yolun ilerisine, gözükmeyen karanlık köşelere doğru havlıyorlar. Orada ne var? Belki içi geçmiş, çürümüş, kötülük dolu birileri, belki bir bekçi, belki bir hırsız, belki de Joey ve Wendy’nin fırsat kollayan korkuları, şüpheleri o karanlıklarda dolanıyor. Kim bilir! Wendy’nin o an hissettiği köpeklerin onları koruduğu ve muhabbetlerinden keyif aldıkları. Sanki dilleri olsa onlar da bir şarkı söyleyecek:

“Call me a dog

Well that’s fair enough”

Hayır, köpekler değil, Wendy söylüyor. Bu şarkı köpeklere!

 

Yol bitiyor. Wendy ve Joey, birlikte yaşadıkları eve geliyorlar. Aslında Joey’nin evi ama Wendy artık burayı kendisinin gibi de hissediyor. Joey kapıyı açıyor, birlikte içeri giriyorlar; Joey, Wendy ve üç köpek! Joey, yatak odasına geçerken köpekler Wendy’nin ardından oturma odasına geçiyorlar. Bu gece burada kalacaklar. Wendy, köpeklere hafif bir müzik açıyor. Yanlarında biraz vakit geçiriyor, kafalarını okşuyor, nefeslerini dinliyor, teşekkür ediyor. Az sonra kalkıp ışığı kapatıyor ve odadan çıkıyor. Divanın önünde ve üstünde gözlerini kapatıp uykuya doğru geçiş yaparken köpekler, müzik setinin hoparlörlerinde Nina Simone, The Other Woman’ı söylüyor:

“But the other woman will always cry herself to sleep

The other woman will never have his love to keep

And as the years go by the other woman

Will spend her life alone

Alone

Alone”

 

 

Erdem Şimşek / 19 Kasım 2018

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir