Naif. Süper: Yineleme, ritim ve listelemeli bir terapi

Naif. Süper, zeki zeki gezdiğimiz dünyada ‘bu da biraz tuhaf’ dediğimiz bir gencin dünyasını anlatırken, basit çıkarımların aslında en temel, hayati çıkarımlar olabileceğini de hatırlatıyor

Norveçli yazar Erlend Loe‘nun Doppler’den sonra bir kez daha ilgi çekici bir kitabı Türkçe’ye kazandırıldı. Siren Yayınları tarafından yayınlanan Naif. Süper, 25 yaşına gelmiş tuhaf bir gencin derin meseleler ve basit meseleler arasında gidip gelirken iç dünyasında kendisine tutanacak dallar arayışını anlatıyor. İsminin Erlend Loe olduğunu ancak yazdığı mailden görebildiğimiz kahramanımız (hikayede hiç adı geçmiyor),  sorunlu bir dönemden geçiyor. Kendi deyişiyle her şeyden ilgisini kaybetmeye başladığı,  o yaşlarda birçoğumuzun yaşadığına benzer bir dönem bu. Eğitim hayatının ardından, şayet hayatı hemen kotaramadıysanız, derin bir boşlukla karşı karşıya kalırsınız. İşte tam o dönemde kahramanımız. Üstelik kendisinin çok zeki olduğunu da söyleyemeyiz. Dile de yansıtıldığı şekliyle, basit düşünmeye, her şeyi basitleştirmeye eğilimli bir yanı var. Sevdiği şeyleri, o gün görüp ilgisini çeken ya da aklında kalan şeyleri listeleyerek yazıyor. Çünkü basitleştirmek, sadeleştirmek elinde olanı ya da olmayanı görmesini sağlıyor. Kendi kendine uygulanan bir terapi gibi. Meselenin özünde ise kolay kolay dile getirilmeyen ya da dile getirildiğinde de çok basitleştirilerek getirilen bir acıdan kaçış söz konusu. İşin tuhafı bu acıdan çırpınmadan, acıyı yüzeye çıkartmadan kurtulmayı başarabilmesi. Bu yüzden buna terapi dememiz ideal. Kahramanımız bize her ne kadar basit gözükse de, yinelemeli eylemlerle (top sektirerek, tahtaya çivi çakarak), derinlere elini daldırıp, acele etmeden, bekleterek, sadeleştirerek basit ama yoluna devam etmesini sağlayan çıkarımlarda bulunuyor.

Her şeye ilgisini kaybeden kim?

Naif. Süper’in Doppler’den daha farklı bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Temel sebep de karakterlerin ağzından yazılmış olması ve karakterlerin farkı. Hikayeler karakterin ağzından anlatıldığı için, bu durum dile de yansıyor. Doppler’de yaşını başını alan bir adamın evini, işini terk edip ormanda yaşamaya başlamasını anlatıyor Loe. Kendi kendine avcı toplayıcı düzene geçen (ne kadar geçebildiyse) Doppler’in bu yeni durumu, ahkam keserek değil, ironiyle anlatılıyor. Naif. Süper’de ise özellikle karakterinin naifliği ve çok zeki olmayışı ile her şey değişiyor. Dopler, daha zeki, kıvrak bir adam, Naif. Süper’in kahramanı ise daha naif, hafif şapşal, basit bir karakter. Naif Süper’i okurken muhtemelen kendinizi bu karakterle özdeşleştirmeyeceksiniz. O daha çok sizin “bu da biraz mal, biraz tuhaf” diye tanımladığınız arkadaşlarınızdan birisi. Siz ise kitaptaki karakterin abisi olabilirsiniz. Ne yaptığını bilen, neyin doğru olduğunu bilen… Naif. Süper’i farklı kılan biraz da bu çarpraz ilişki. Kahramanımızın hayata çok basit bir bakışı var. Zamana kafayı takmış olan bu arkadaşımız, zaman ve uzayla ilgili derinlikli bir kitap okuyor. Belki siz bu kitabı okusanız, “bunları zaten biliyoruz” diye okuyacak ve bilgi dışında bir çıkarımda bulunamayacaksınız. Ancak bu basit gözüken arkadaş aslında kitap okurken çok daha sorgulayan bir zihne sahip. Öte yandan sokakta gezerken gördüklerinizi not etmek, ayrıştırmak da size göre değil. Her gün gördüğünüz şeyler işte. Buyrun size çelişki. Çarpraz ateş! Belki de her şeye olan ilgisini kaybeden abidir, bizizdir. Liste yapıp görsek mi?

Zamanın içine birkaç damla ritim akıtmak

Liste demişken, evet kitabın en güzel yanlarından birisi kahramanımızın listeleri. Bür gün hoşuna giden şeyleri listeliyor, bir gün değer verdiklerini, bir başka gün o gün içinde gördüğü ve aklında kalanları. Modern hayatın zihinlere hücum eden görüntülerini, hayatımızın içine sızan onlarca şeyi sağaltmanın bir yolu olabilir mi listelemek? Ne diyordu daha birinci sayfada karakterimiz? Her şeye karşı ilgisini kaybetmeye başladığını anlatıyordu. Sonra hoşuna giden şeyleri listelemeye başladı. Bir oyuncakçıya girerken, neye ihtiyacı olduğunu birkaç maddeyle nasıl bir şey alması gerektiğini yazarak buldu. Önce topu duvara vurarak, sonra oyuncak tahtaya (Brio) çivi çakarak, yinelemeli eylemlerle hayatına gizli bir ritim kattı. Akışı başlattı. Zamana takıntısı boşuna değildi, çünkü hayatı akmıyordu. Hayat akmaya başlayınca bir şeyler de olmaya başladı. Çok büyük şeyler de değil. Hepimizin başına gelebilecek kadar. Nihayet, uzayın dernliklerine elini daldırıp tek ihtiyacımızın sevmek ve sevilmek olduğunu buluyor. Bir de kendisinin iyi bir insan olduğu gerçeğini. Bu sırada abisi ya da biz çivi çakmaya başlıyoruz.

Yazın okumak için pek ideal

Naif. Süper, tuhaf, sevimli, trajediyi dağıtan, acının aslında hiç gitmeyeceğini ama dokunarak, severek bir şeylere başlayabileceğimizi hatırlatan bir hikaye. Özellikle yaklaşan yaz ayları için de oldukça ideal olduğunu söyleyebilirim. Çok basit bir kitap okuduğunuzu düşünüceksiniz. Derken, içeride birisinin top oynamaya, tahtaya çivi çakmaya başladığını duyumsayacaksınız. Üstelik liste yapmak gibi yeni bir hobi de edinme ihtimaliniz bir hayli yüksek = )

Liste: Kitapta sevdiğim şeyler

Bu kitabı okuyup bir liste yapmazsak olmaz. O zaman kitapta sevdiğimiz şeylere bir bakalım;

  • Amerika’ya dair hayatımda gördüğüm, duyduğum en düz çıkarımı okumak. Üstelik doğru olduğuna inanarak.
  • Kahraman ile Borre arasındaki ilişki ve sonunda bulduğu çocuk şarkılı fikir.
  • Kim ile arasındaki ilişki. Aslında Kim’e biraz üzüldüm, sanki kahramanımızdan hak ettiği değeri görmemiş gibi geldi.
  • Sayfa 128’te büyük büyük hesaplamaları anlatıp sonra “Umarım abim beni karşılamak için havaalanına gelir. Yalnız kamlak istemiyorum” dediği yer. Tam kitabın özünü işaret eder gibi.
  • Büyükbabasının hikayesi
  • Empire State’in tepesinden aşağıdan birini arayarak yapılan telefon görüşmesi.

 

Naif. Süper

Erlend Loe

Çev: Dilek Başak

Siren Yayınları, 2018

209 Sayfa



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir