micheal schenker sahnede

Micheal Schenker: Gitarın gölgelerdeki efsanesi!

Kariyeri boyunca, Aerosmith, Motorhead, Whitesnake, Deep Purple gibi dev gruplardan teklifler alan Micheal Schenker, kendi hikayesini üç M.S.G. solistini bir araya getirerek sürdürüyor

Ortaokul yıllarında (belki daha eski) elime geçen bir Blue Jean dergisi hatırlıyorum. Hafızam beni yanıltmıyorsa jenerasyonunun en iyi üç gitaristi şeklinde bir dosya yapmışlardı. O üç isimden birisi Slash, birisi Micheal Schenker’dı. Üçüncü ismi hatırlamıyorum. O dergideki resmiyle aklımda kalmıştır Micheal Schenker ve elbette Never Ending Nightmare, Anytime gibi M.S.G. şarkılarıyla. Yine de M.S.G., özellikle bugünün gençlerinin pek bilmediği eski-moda gözüken bir gruptur. Keza önüne defalarca kolay yoldan para kazanma ve ününü arttırma şansı geçen Micheal Schenker da biraz gölgelerde kalmış gibidir. Bu yazıda hala üretime devam eden bu nev-i şahsına münhasır gitar virtüözüne bir pencere açacağız. 17 yaşında Rolling Stones’un denemeye çağırdığı, kariyeri boyunca, Aerosmith, Ozzy Osbourne, Motorhead, Whitesnake, Deep Purple gibi dev gruplardan ve isimlerden teklifler almasına rağmen kendi müziğini icra etmeyi tercih eden büyük bir gitaristin hikayesine yakından bakacağız.

16 yaşında Scorpions’a katılıyor

10 Ocak 1955 doğumlu, Oğlak burcu Alman gitarist Micheal Schenker, 11 yaşında The Enervates isimli, daha çok Beatles cover’ları çalan ilk müzik grubunu kurar. Tabii ki bu kadar erken yaşta Rock dünyasının içine girmesinde bir abi etkisinden bahsedebiliriz. Scorpions gitaristi Rudolf Schenker, Micheal’a da yolu açan kişi olmuş. Çok geçmeden de Rudolf Schenker, kardeşinin kendisinden daha yetenekli ve teknik olarak daha başarılı olduğunu teslim etmiştir. 1971 yılında, 16 yaşında ike Micheal Schenker, Scorpions’a katılır ve bir albümde gitarist olarak görev yaparak, Scorpions’ın ilk dönemlerinde kendi katkısını sunar. 1973 yılında ise o zaman daha popüler olan UFO’ya geçiş yapar ve İngiltere’ye yerleşir. Schenker, UFO ile oldukça başarılı bir hikaye yakalasa da grup elemanlarıyla yaşadığı bazı uyumsuzluklar ve alkol problemleri sonucunda 1978’te UFO’dan ayrılarak yeniden Almanya’ya döner. Artık, bir yenilenme ve kendi hikayesini kendi ezgileriyle yazmanın zamanıdır.

M.S.G.’nin doğuşu

Schenker, Almanya’ya döner dönmez önce yeniden Scorpions’la çalmaya başlar. 1979 tarihli Lovedrive albümünde üç şarkıda Micheal Schenker gitar çalan kişidir.Ancak 1979 yılı sonlarında, yenilenme sürecini de atlatarak kendi grubunu kurmaya karar verir. 1980 yılında Gary Barden, Don Airey, Mo Foster ve Simon Phillips ile ilk stüdyo albümünü yapmak üzere kayda girer. The Michael Schenker Group ya da daha çok bilinen adıyla M.S.G. doğmuştur artık. Özellikle albümdeki iki enstrümantal parça Into The Arena ve Bijou Pleasurette, hayli sıkı işler olarak tarihe geçer. Albümün getirdiği başarı ile eli güçlenen Schenker, grup üyelerinde de değişime gider. 1981 tarihli MSG isimli albümde Graham Bonnet, vokalist olarak yer alır. Bazılarına göre grubun en iyi albümüdür Bonnet’li albüm. Ancak Bonnet, Alcatrazz’ı kurmak üzere 1982 yılında beklenmedik şekilde gruptan ayrılır ve Garry Barden geri döner. 1985 yılında İrlandalı Robin McAuley’in katılımıyla bir anlamda grup, sesini de bulur.

McAuley – Schenker dönemi

Robin McAuley ve Micheal Schenker birlikteliği ile grubun adı da McAuley Schenker Group olarak revize edilir. Bu birlikteliğin ilk dönemi, altı yıl kadar sürer ve üç albüm yapılır. 1990 yılında Contraband isimli bir proje için kendi grubundan ve ekibinden uzaklaşan Micheal Schenker daha sonra yeniden grubuna dönüş yapar ve 1992 yılında bu kez M.S.G. adlı albüm yayınlanır. 1991,92 yılları Guns’n Roses’ın Use Your Illusion, Metallica’nın Metallica ve Nirvana’nın Nevermind ile ortalığın tozunu dumana kattığı yıllardır. M.S.G.’nin müziği biraz “eski tarz” sayılır ve biraz geri planda kalırlar. 1992 tarihli Never Ending Nightmare, bu biraz gölgede kalınan yıllara ait olmasına rağmen grubun en çok bilinen şarkısı olarak kayıtlara geçer. Micheal Schenker, müzik yapmaya devam etse de MTV Unplugged konseri bir hikayenin son sahnesi gibi havada asılı kalır.

Micheal Schenker Fest: Üç M.S.G. solisti bir arada!

Micheal Schenker, solo albümlerine, Micheal Schenker Group ismiyle yine farklı kişileri bir araya getirerek albümler yapmaya devam eder, ediyor. Bu hikayenin şimdiki evresi, Micheal Schenker Fest adıyla devam ediyor. Micheal Schenker Fest, Micheal Schenker’ın geçmişte birlikte çalıştığı üç M.S.G. vokalisti Graham Bonnet, Robin McAuley ve Gary Barden ile birlikte yine eski grup elemanları Chris Glen, Ted McKenna ve Steve Man’den oluşuyor. Ayrıca Cornerstone’dan Doggie White, dördüncü vokalist olarak ekipte. Ted McKenna’nın Ocak 2019’da hayatını kaybetmesinden sonra gruba Simon Phillips ve Bodo Schopf katılıyor. Micheal Schenker Fest, eski, görkemli bir dönemi ve müziği bize yeniden hatırlatıyor. 2018 yılında Ressurection ile M.S.G.’yi yeniden dirilten Micheal Schenker, 2019 tarihli Revelation albümüyle de kulağımızın pasını atmaya devam ediyor. İlk albümden Warrior ve ikinci albümden The Beast In The Shadow favorilerimiz.

Yalnızca kendinden ilham almak!

Micheal Schenker, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, “Müzik kariyerime baktığımızda farklı şeyler görebilirsiniz, benim için hepsi bugüne kadar ulaşan, gelişmelerin ve değişimlerin olduğu tek bir hikaye ama ben hep Micheal Schenker olarak kaldım” diyor. Trendleri takip etmediğini belirten Schenker, kendisini zamansız bir besteci, müzisyen olarak tanımlıyor. Hatta Schenker, başkalarını kopya etmemek için 17 yaşında müzik dinlemeyi bıraktığını ve yalnızca kendisinden ilham almaya çalıştığını söylüyor. Yine de ilk dönemlerinde Led Zeppelin ve Black Sabbath’ın kendisini etkilediğini de ekliyor. Schenker’ın gençlere tavsiyesi ise “Beni yakalamaya değil, kendinizi yakalamaya çalışın” şeklinde. Zira bütün maharetin parmakların beyni yakalayabildiği noktada gerçekleştiğini ve en önemli şeyin o akışı sağlamak olduğunu düşünüyor. Micheal Schenker’ın, kendi yolundan hiç sapmadığını, ilk bakışta benzer gözükse de biraz zaman ayrıldığında, detaylarda çok değişken, farklı ayrıntıların yakalandığı, gitarın bir vokalist kadar değerli olduğu müzikler icra ettiğini görebiliyoruz. Bu yazıyla buradan kendisine bir selam gönderip The Beast In The Shadow ile de bu faslı kapatıyoruz 😉

Daha Fazla İçerik
Serda Kranda Kapucuoğlu
Dört yapraklı yonca: Serda Kranda Kapucuoğlu