kopya, koln eller

Kopya çağına hoşgeldiniz!

Gün geçtikçe sosyal medya kurallarına göre hareket eden kopyalara dönüşüyoruz. İşin kötüsü, bundan rahatsız olduğumuza dair işaretler de pek yok!

Son zamanlarda sosyal medyanın kontrolü ele alan bir yapıya dönüştüğünü hissediyorum. Evet, her şeye ulaşmak çok daha kolay; evet, birçok durumda çok önemli alternatiflere dönüşebiliyorlar, bu olumlu yanlarını atlamak derdinde değilim ama adım adım bizi birer klona da dönüştürmeye başlıyorlar. SEO kurallarına uymaya çalışır gibi sosyal medya kurallarına uymaya çalışıyoruz. Yapmadığımız zaman dışarıda kalan ayrıksı kişilere dönüşüyoruz. Otomatik bir şekilde paylaşımlarımızın istatistiklerine bakıyor, kimin görüp kimin görmediğini takip ediyoruz. Bir gözümüz de takipçi sayacını kontrol ediyor. Kendi kendimizin verilerini ölçen, değerlendiren bir işleyiş kazanıyoruz.

Var olma çabası

Tüm bunların altında birçok sebep yatıyor tabii. En başta ekonomik zorluklar insanları bir arayışa yönlendiriyor. Çalışanların bile en az yarısının işyerlerinde mutsuz olduklarını biliyoruz. Alım gücünün düşmesiyle hayatın ayağımızın altından kaydığını hissediyor ve belki planlı belki plansız çabalara giriyoruz. Var olmaya çalışıyoruz. Tıpkı bilgisayar oyunları gibi, sosyal medya da gerçek hayata göre çok daha fazla geri dönüş sağlıyor. Bir paylaşıma anında iki yüz beğeni alabiliyoruz ama örneğin sokağa çıkıp birisine yaptığımız bir resmi göstersek vereceği tepkiyi kestiremeyeceğimizin farkındayız. Sokaktaki varlığımız, sosyal medyadaki varlığımızdan daha değersiz ve bu da bizi ekranlara bağımlı hale getiriyor.

Bir saçmalık çöplüğü

Bugün sosyal medyada iki tane popüler akım var. Birisi YouTuber olmak. Kolay yoldan para kazanmak. Belki de üzerine düşünmeyenimiz, adım atmayanımız yok. Bir diğeri de Instagram’dan takipçi kasarak ve devamında reklam alarak yürümek. Her ikisine de değinmek lazım. Twitter, görece daha iyi bir konumda, çünkü ana maddesi hala fikir! YouTube‘dan başlayalım. Bahsedilen rakamlar o kadar yüksek ve bu rakamları kazananlar o kadar boş tipler ki, kopya denemeleriyle birlikte YouTube tam bir saçmalık çöplüğüne döndü. Güzel iş yapmaya çalışanları ayıralım yine ama çok çok az olduklarını da söyleyelim. Beni en çok rahatsız eden de insanların birer kopyaya dönmek üzere fikirlerini anlatırken, hiçbir şekilde rahatsızlık hissetmemeleri. Her şey “Biz de yapalım” diyerek başlıyor. Fark ortaya koymaya birçok insanın maalesef çapı da yok, kalmamış, niyetleri de yok. Azıcık albenin varsa o çöplükte vitrine çıkabilen bir kopya olabiliyorsun, yoksa yerin işportada kalıyor. Bu kadar düz ve basit…

Günün sonunda kolaycılık kazanıyor

Instagram’a gelirsek, burada daha saf, naif girişimler de olabiliyor, daha eğlenceli, özgün işler de çıkabiliyor ama yine kopya girişimler de bir hayli fazla. YouTube kadar gözünüze gözünüze sokulan bir durum olmaması da bir artı. Takip ettiğinle kalabiliyorsun. İşin olumsuz yanlarına gelirsek… En başta Instagram’da ana ürün genellikle insanın ta kendisi olabiliyor. Ne anlattığı ne yaptığı bile değil. Ürün kendisi olmasa da günün sonunda kolaycılık kazanıyor. Örneğin “bookstagram” diye bir akım var. İyi yapanı vardır diyeyim hadi de pek inanmıyorum söylediğime. Kitap okuyup hatta çoğunlukla okumayıp iki cümle bir şey yazıyorsun, oradan buradan kopya fikir de çalabilirsin. Yapanını gördüm! Yeter ki takipçin çok, sunduğun imaj güzel olsun. Hiçbir şey de yazmayabilirsin. O da geçerli. Yayınevleri de bu kolaycı oyunu seviyor. Çünkü onlara göre de sosyal medya çok önemli! Sonra bir gün birisi bu bookstagramları görüyor ve “ E biz de yapalım bundan” diyor ve işte bir kopya daha ortaya çıkıyor.

Kendimize ait hayalleri kurabilmek

Neticede bir kopya çağında yaşıyoruz. Biz de bazen o kopyalara dönüşüyoruz. Alternatif olmayı, farklı olabilmeyi, kendimize ait bir hayal kurmayı unutuyoruz. Oyunun içine dahil olamadığımızda kendi yolumuzla, sözümüzle kendi oyunumuzu kurmayı düşünemiyoruz bile. İnsanların sosyal medya üzerinden denemeler yapmasına karşı değilim ama kaygısız yüzlerle birer kopya olma çabasının korkunçluğu beni rahatsız ediyor. Hayatta her üretim şeklinin kabul görülenden öte, çok farklı biçimleri vardır. Alternatif, farklı dediğimiz şeyi bize ancak en içerimizde, derinimizde oturan benliğimiz söyler. Benlik, bizi çevreleyenlerden ötede hala erişilmez ve yabanidir. Ona ulaşmak bütün bir sanat ve üretim şekillerinin öz maddesine ulaşmak gibidir. Yeri gelir hayal etmekle başlar o yolculuk, yeri gelir bir kitap okurken fark edilir yola çıkıldığı. Kimileri için de artık çok uzak bir yoldur. Ne yapsa görünmez, hayal bile edemez. Dolayısıyla kendinden kaçmak için de kopya olmak güzeldir. Yaslanır oraya. En kolaycı ve kestirme yol neticede. İnsan, kendini eşelemezse, kendi varlığı da ancak sayacın işleyebildiği bir yerde var olur. 

Ben bir bot değilim

Biliyorum, yukarıda da söyledim, birçoğumuz ekonomik sebeplerle, geçim derdiyle hareket ediyor. Bu yazıyı yazarken acımasız olmak derdinde değilim. İnsanların kendilerinden kaçmak istemelerini de anlıyorum. Bu, herkesin farklı şekillerde yaptığı bir şey. Yine de yaşamın, her insanın kendi gerçek, kuşatılmamış fikrinin önemli olduğunu biliyorum. İnsan bir kez kopya olmaya başladığında ve bunun önüne geçmediğinde, geçemediğinde beden dili, jestleri, mimikleri bile toplumsal roller üzerinden birer kopyaya dönüyor. Kodlanmış bir kukla gibi. Hayatın içinde gerçek insanlar görmek istiyorum. Ben bir arama motoru botu değilim. Kimse değil…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla İçerik
Kahve Tutkusu kitaba döküldü