Jauja: Tablolar arasında bir atlı geziyor!

Lisandro Alonso’nun bugün gösterime giren filmi Hayal Ülkesi (Jauja), kızını kaybeden bir adamın, tuhaf topraklarda arayışını anlatırken, seyircinin algı ve anlam dünyasına oynuyor

Arjantinli yönetmen Lisandro Alonso imzalı Hayal Ülkesi (Jauja), ismini nice yolcuların aramak için yola düştüğü ve kaybolduğu Jauja isimli bir hayal ülkesinden alıyor. Viggo Mortensen’in canlandırdığı Yüzbaşı Denisen de kızı ile birlikte bu hayal ülkesini aramak için yollara düşüyor. Zamanın, kimliklerin, hikayelerin ne ötesinin ne berisinin olduğu bu garip diyarda, ufak kırıntıları toplayarak filmi izliyoruz. Yüzbaşı Denisen’in beraberindeki asker kıyafetli adamlar, çöllerde yaşayan yerli insanlardan ve onları temizlemek gerektçüğünden bahsediyor. Ortada gidilmesi gereken bir yol, yolu tehlikeli hale getiren yerliler bir de savunma bakanının düzenlediği bir balo var. Denisen’in yanındaki askerlerden Angel’in Denisen’in 15 yaşındaki kızı Ingeborg da gözü var. Baloya onun da katılmasını itiyor. Ingeborg ise o sessiz, garip toprakların büyüsüne kapılıp gitmiş gibi. Babası eve dönmekten bahsederken o, çölün hoşuna gittiğini söylüuor. Çok geçmeden de bir gece vakti Angel’in yanıdaki sıradan bir asker olan Corto ile kayıplara karışıyor. Film aslında burada başlıyor.

Geçip gittiğimiz topraklar

Yüzbaşı Denisen, kızını aramak için birlikten ayrılıyor. Ve bu dakikadan sonra Denisen’in kadrajın içindeki tuhaf yolculuğunu izliyoruz. Önce atlı, sonra yaya bir adam; belinde kılıcı, elinde tüfeği, cebinde dürbünü, bu garip topraklardan kızını bulmak için uzun bir arayışa giriyor. Ara sıra birkaç ufak tefek olay yaşansa da, bir yerden bire varabildiğimiz konusunda şüpheliyiz. Bizi bu şüphelerden uzak tutan tek şey, Denisen’in kızına dair bir takım izler bulması. Ama yine de önümüzde kıraç, garip topraklar var ve ne yöne gitmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Denisen, bu yolculuğu sırasında tabloların içinde gezinen bir atlı süvari gibi. Alonso’nun kareye yakın, köşeleri hafif yuvarlak kadrajında gezindiğimiz coğrafyadan canlı tablolar izliyoruz. Alonso, birçok kez sahnenin sonunda oyuncuyu kadrajdan çıkarıp bizi hafif salınan otların ortasında bırakıyor. Rüzgarı, güneşi hissederken aradığımız o hayal ülkesi geçip gittiğimiz topraklarmış gibi hissediyoruz.

Yeniden bir düşün

Hikayenin sonu seyirciyi şaşırtan bir noktaya varıyor. Bütün o dönüp dolaşmaların, o geçen zamanın, arayışların boşuna olmadığını o zaman anlıyoruz. Alonso, algılarımıza oynamadan anlatamayacağı bir hikaye kurguluyor bize. Biz, sürekli yürürken, karşılaştığımız şeyden sonra da yola devam ederken, o arkamızdan bir şeyler fısıldıyor. Biz, yine aradığımızı arkamızda bırakıyoruz. Filmin zaman ve mekan atlamalı ikinci finali ise insanı hayvanla karşılaştırarak, meselenin yine algıda saklı olduğunu anlatmaya çalışıyor; ve şimdi yeniden bir düşün dercesine filmin ilk karesine bizi geri döndürüyor.

Tuhaf bir doktor!

Hayal Ülkesi, içinde kaybolmaya razı olacağınız o coğrafyaya sizi davet ederken, algılarınızı ve anlam dünyanızı sessiz, sakince kurcalıyor. Ne yaptığını anlamadığınız bir doktor gibi! Bu doktor, kapıdan girdiğinizde sizi çok da hoş karşılamıyor. O odada olmaktan, o gariplikten biraz sıkılıyorsunuz. Ama o tabloların arasında gezinmek, dilden, anlamlardan, hatta hayatın işleyip yol almasına sebep olan tüm o ezber bilgilerden arınmak için farklı bir sinema deneyimi size iyi gelebilir. Doktor, bence böyle bir şey yapıyor.

 

Daha Fazla İçerik
Sultanahmet’te hareketli işler!