Isola: Lacivert bir kaplanın sessizliğine neler sığar?

Bol Miyazaki etkili çizgi roman Isola, kaplana dönüşmüş bir kraliçe ile muhafızının büyülü ve gizemli bir dünyada yaptıkları yolculuğu anlatıyor. Konuşmadan, tam konuşamadan…

Bir süredir okuduğum çizgi romanlarda hep yüz hatları gerilmiş karakterler olduğunu fark ettim. Bir çizgi romanı (Livewire) konusu fena olmasa da okuduğum son iki sayısının yarısında gergin yüzler olduğu için bıraktım. Bütün kurgu haklılık ekseni üzerinde kurulup güzelliklere yeterince yer verilmediğinde okumak rahatsız edici bir duruma dönüşebiliyor. Neyse ki hemen sonrasında Isola‘ya el atmışım. Daha ilk sayıda aradığım huzuru ve güzelliğe doyumu Isola’da bulduğumu söyleyebilirim. Image Comics etiketiyle yayınlanan, Brenden Fletcher ve Karl Kerschl’in yazdığı, yine Karl Kersch ve M.SASSY.K’in çizimlerini yaptığı Isola, hüzünlü, sakin ama maceradan da yoksun olmayan bir yolculuk hikayesi.

Kaplan olmak nasıldır bilememek

Isola, bir rüya sekansıyla başlıyor. Bu rüya sahnelerini hikaye boyunca da birkaç kez görüyoruz. Ana hikaye şöyle: Kahramanımız Rook, beraberinde lacivert-turkuaz bir kaplan ile bir yolculuk yapıyor. Az sona “majesty” demesinden anlıyoruz ki, bu kaplan aslında Rook’un kraliçesi Olwyn ve bir büyü sebebiyle kaplana dönüşmüş. Çıktıkları yolculuğun da amacı kraliçenin üzerindeki büyüyü kaldırmayı umdukları yer olan Isola’ya varmak. Yolculuk boyunca normalde kraliçenin muhafızlarının başı olan Rook, kraliçesini mutlu etmek için elinden geleni yaparen, sesten yoksun Olwyn, yalnızca yüz ifadelerini ve beden dilini kullanabiliyor. Kaplan görünümünde olup gerçek bir kaplan gibi güçlü olamamak Olwyn’i tuhaf bir görünüme sokuyor. Evcilleştirilmiş bir kaplan gibi doğada nasıl hareket edeceğini pek bilemiyor.

Miyazaki etkileri

Isola birçok yanıyla Hayao Miyazaki’nin Prenses Mononoke’sine benziyor. Bu benzeme durumu tesadüf değil tabii. Çizgi romanın yazarları açıkça Miyazaki’nin dünyalarından esinlendiklerini belirtiyorlar. Isola’da da ormanın ruhu, hayaletleri olan hayvanlar var. Örneğin hala ne olduğunu çözemediğimiz bir tilki, düşte ve gerçekte sürekli Rook’un karşısına çıkıyor. Öte yandan ormanda lanetlenmiş hayvanlar da hastalık kapmış gibi koşturuyorlar. Tıpkı Mononoke gibi kurtlarla takılan vahşi bir kız var. Vs. vs. Tüm bu benzerliklere rağmen, sunduğu atmosferin Isola’yı farklı kılabildiğini de söylemeliyim. Evet, Miyazaki etkilerini hissediyoruz ama doğrudan bir Miyazaki uyarlaması gibi bir çizgi roman da okumuyoruz. Isola, sanki daha da sakin ve içten içe daha hüzünlü. Tabii çizimlerin farklı olmasının da önemli bir etkisi var. Çizimler demişken, hayatımda görüğüm en güzel renklendirmeye sahip olabilir Isola.

Bağışlanma, görev bilinci ve…

Hikayenin can alıcı noktalarından birisi Olwyn ile Rook arasındaki ilişkinin kompleksliği. Evet, Rook canı pahasına kraliçesini savunacak bir muhafız ama aynı zamanda ona karşı adı konulmamış hislere de sahip. Öte yandan kraliçenin kardeşinin ölümü ve tam o anda büyünün gerçekleşmesi, biraz da Rook’un üzerinde bir suç gibi sallanıyor. Kimseye güvenemedikleri bu yolculukta, iki kadın arasındaki bağışlanma, aşk, sevgi, görev bilinci gibi birçok his, birbirine giriyor. Öte yandan tüm bu duygu karmaşası Olwyn’in sessizliğinde gizemini hikayenin bugününe kadar koruyor. İlk cildi 6 sayıdan oluşan Isola’nın, ikinci cildinin ilk sayısı, yani yedinci sayısı da yayınlandı. Isola bu sene LaGuardia’dan sonra ikinci güzel çizgi roman keşfim oldu ve bu güzel hikayeyi, bu harika renklere ve karakterlere sahip dünyayı takip etmeye devam edeceğim. Sessiz, sakin, biraz hülyalı ama bu güzeller güzeli çizgi romanı es geçmeyin.

Erdem Şimşek

Kendi kendine bir hurafe, kulaklarınızda bir fısıltı, bir fısıltıdan ne anlarsanız o... Kahveli Okur editörü, Dakhumn yazarı, (eski) gazeteci.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir