Elveda Marvel, hoşgeldin The Umbrella Academy

Marvel ve Netflix’in süper kahraman ortaklığının sona erdiği noktada ortaya çıkan The Umbrella Academy, ilk sezonuyla beğenileri topladı

Daredevil ile başlayan, Jessica Jones, Luke Cage, Iron Fist, The Punisher ve The Defenders ile devam eden Marvel, Netflix ortaklığı artık tamamen sona eriyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklama ile geriye kalan son iki dizinin de akıbetini öğrenmiş olduk. The Punisher’ın iptal edildiği ve geri dönmeyeceği açıklanırken, Jessica Jones’un üçüncü sezonu ile final yapacağı da belirtildi. Yani Jessica Jones’un üçüncü sezonu, bu 5 yıllık ortaklığın son ürünü olacak. Bu harika başlayan ama temposu gittikçe düşen birlikteliğin sona erdiği noktada Netflix, yine bir çizgi roman uyarlaması olan The Umbrella Academy ile adeta Marvel’İn boşluğunu farklı yollarla dolduracağının da sinyallerini vermiş oldu. Biz de yazımızın devamında spoiler vermemeye özen göstererek The Umbrella Academy’ye yakından bakacağız.

Sekiz gün sonra dünyanın sonu geliyor

The Umbrella Academy, Dark Horse Comics tarafından aynı isimle yayınlanan bir çizgi roman uyarlaması. Açıkçası henüz okumadığımız için çok bilgi sahibi değiliz. 2007 yılında yayınlanmaya başlayan, Gerard Way tarafından yazılan ve Gabriel Ba’nın resimlediği seri, şu ana kadar üç cilt ve 17 sayıdan oluşuyor. Hikaye, dünyada aynı anda hamile olmayan 43 kadının birdenbire doğum yapması ile başlıyor. Bu 43 çocuktan 7’si milyarder Reginald Hargreeves tarafından evlat ediniliyor. Diğerlerinin akıbetini bilmiyoruz. Birbirinden farklı güçlere sahip bu çocuklar büyük bir evde kendi potansiyellerine varmaları için eğitiliyorlar. İçlerinden Vanya isimli olanın ise hiçbir gücü yok ve bu yüzden diğerlerinden ayrı tutulup özel görevlere gönderilmiyor. Dizi bu gençlik dönemlerini bize hikaye ilerledikçe aktarıyor. Dizinin kendi hikayesinin başlangıç noktası, milyarder babanın ölümü ve artık birer yetişkin olup kendi yollarını çizen çocukların cenaze için eve dönüşü ile başlıyor. Bu arada yedi karakterden birisi ölmüş, biri ise kayıplara karışmış. Bir şekilde dünyanın sonunun 8 gün içinde geleceğini öğrenen bu süper kardeşler, birbirleriyle olan sorunlarıyla beraber bu korkunç olasılığı önlemeye çalışıyorlar.



Klaus’u sevememek insanlık suçuna girer!

Hikayeyi çok anlatmadan biraz karakterler üzerinden gidelim. Luther, başına gelen bir olay sebebiyle iri bir cüsseye sahip, her zaman bir lider gibi davranması gerektiğini düşünürken bazen de kendini bu noktada güçsüz hissediyor. Bir Numara olmanın trajesidisi… Diego, içlerinde en serseri gözüküp belki de en içli olan karakter. Onun yetenekli olduğu alan bıçak kullanmak. Ayrıca yapay da olsa annesini çok seviyor. Allison, bir cümlesiyle istediğini yaptırabiliyor ancak bunu bazen gerçek hayatında yersiz de kullanabiliyor. Klaus dizinin incisi gibi. Ölülerle konuşabilen Klaus, bundan rahatsızlıklık duyduğu için sürekli kaçış yollarını kullanıyor. Yani kendisi pek ayık dolaşmıyor. Bu yüzden de kimse onu ciddiye almıyor. Biraz Karayip Korsanları’ndaki Johnny Depp’e de benzeyen Klaus, hem komik hem içli yapısıyla şahane bir karakter. Sevememek insanlık suçuna girer, dikkat! Kayıp kardeş Number Five yani Beş Numara’nın bir ismi yok, kendisi kayıp, anlatmayalım. Ölü kardeş Ben ise ortalıkta ölü olarak dolaşıyor, normalde ahtapot gibi kollarla hasımlarını etkisiz hale getirebiliyor.

Özen gösterilmiş karakterler

Çizgi romanlarda karakterler keskin çizgilerle çizilir, ayırıcı belirleyici özellikleri vardır ve bu da çizgi romanlar, diziye dönüştürülürken kolaylık sağlar. Doğal olarak bu tür yapımlarda özen de gösterilirse karakter tasarımları hem gayet çarpıcı hem de renkli bir hal alırlar. Tabii özen gösterilmezse de Iron Fist gibi karikatür bir halde kalabilirler. The Umbrella Academy’de yedi kardeşin yedisi de seyircinin hemen ilgisini çekmeyi başarıyor. Belki biraz daha domestik bir rol verilen Allison için tam tatmin olmadığımızı söyleyebiliriz ancak diğer bütün karakterler dizisiyi doyurucu bir potansiyele çıkarıyor. Senaryosu, mekan kullanımı, çekimleri ve hikayesi ile de bir oturuşta izlenebilecek bir dizi The Umbrella Academy. Üstelik müzik kullanımı da ayrı bir parantezlik. Sırf müzik keşfetmek için izleyebileceğiniz zenginlikte bir playsliste sahip dizi. Son bölüm hariç bölümler bir saat uzunlukta ve sık sık film kalitesinde bir iş izlediğinizi hissedebiliyorsunuz. Eskiden olsa sinemaya gitmiştik, şimdi her şey evde ve beğenmiyoruz.

Olumsuz yorumlara bakmayın

Dizi ile ilgili bazı yorumları okurken oldukça şaşırdım. Baştan sonu belliydi, sonu basit olmuştu gibi yorumlar okudum. Evet, sonu görece basit bitti ama böyle bir dizinin değerlendirmesi başı sonu mu olmalı? Tahmin midir olay? O zaman bir buçuk saatlik filmler izleyin, başı-sonu size yeter! Demek istediğim bu tatminsizlikle hiçbir şey beğenilmez. Siz pek o yorumlara bakmayın. The Umbrella Academy, yere göğe çıkartabileceğimiz bir yapım değil. Orada başka diziler var ama oldukça seyir keyfi veren bir iş. Bu anlamda Stranger Things’in yanına koyabiliriz. Yapılan reklamlara bakarsak Netflix için de durum farklı değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir