Çizgi roman günlükleri 1: Saga, Coyotes, LaGuardia

Saga, Coyotes, LaGuardia, The Batman Who Laughs, Killmonger…Kısa kısa çizgi roman değerlendirmeleri…

Geçen ay yazdığım çizgi roman başlangıç rehberi, bir anlamda kendim için de yeniden aynı düzeni kurarak çizgi romana dönüş yapmamı sağlayan bir yazı oldu. Çizgi roman okumayı bir müptelalık haline çevirmeden işin daha çok keşif yönüne ağırlık vererek okumayı seviyorum. Azıcık içine girince bu dünyanın yalnızca hikayelerinin ardı arkası gelmeyen süper kahramanlardan ibaret olmadığını görmek mümkün. Farklı anlayışlara sahip birçok firma, birçok yazar, çizer var. Ben de onların arasında kendi yolumu çizmeye çalışıyorum. Bu yolculuğu da bundan sonra böyle günlükler halinde anlatmaya karar verdim. Kendime bir zaman sınırı koymadan, yazacak malzeme biriktikçe, keşiflerimi paylaşacağım. Bu işin bir uzmanı vs. olmadığımı bilerek anladığımı, okuduğumu, hissettiğimi paylaşmaya çalışacağım. O halde başlayalım.

Coyotes: Kurtlara karşı kadınlar!

 Bu yeni dönemde ilk önce kısa bir seri bitirmek istedim ve Coyotes’i(Image Comics) seçtim. Sean Lewis’in yazdığı, Caitlin Yarsky’in çizimlerini yaptığı Coyotes, bir erkek yazarın elinden çıkmasınakarşın hayli feminist birçizgi roman. Dünyanın karanlık olduğu, bildiğimiz yaşamın öncsindeki bir zamanda yaşayan 4 ulu, antik kurt var. Her biri dünyanın dört ucunu ve dört elementi simgeliyor. Dünya Gaia’nin ortaya çıkışıyla bildiğimiz zamanına başlıyor. Dünya aydınlanıyor, canlılar yaşam buluyor. Tanrıça Gaia’nın ortaya çıkışı 4 kurdun da zayıflamasına sebep oluyor. Bu işin arka planı. Okuduğumuz hikayenin geçtiği zamanda (günümüz ya da gelecek), erkekler kurt postlarını giyerek kurtadama dönüşüyorlar ve özellikle kadınları avlıyorlar. Bu dönüşüm, onların içlerindeki gerçek arzuları, gerçek kişiliklerini ortaya çıkarıyor. Hikayede”Coyotes” olarak adlandırılıyorlar, yani kır kurtları ya da çakallar. Çünkü yalnızca bir arada cesaret gösteren, tek başına anlamsız, korkak varlıklar gibi resmediliyorlar. Baş karakterimiz Analia da (sonraki adı Red), bu kurtlara bir kurban veriyor. Duchess isimli bir kadının korumasında, yetimhane gibi bir ortamda büyüyen Analia, bu fazla korumacı ortam ile dışarıdaki tehlikeler arasında kendi kimliğini bulmaya çalışıyor. Hikayeyi daha fazla anlatmayayım. Bana göre Coyotes, güzel bir şablonun oluşturulduğu ancak hikaye anlatımında yer yer yetersiz kalınan bir çizgi roman. Yine de hikaye güzel bir yere bağlanmış. Resimlermeler de bazı küçük ayrıntıları çok sevdim. Bitridiğimde de iyi bir hisle kapanış yaptım. Çok övülecek bir eser değil ama olumlu yanları olumsuz yanlarından fazla diyebilirim.

Saga: Hazel büyüyor, hikaye dönüşüyor

Coyotes’in ardndan daha önce 39 sayısını okuduğum Saga’ya (Yazar: Brian K. Vaughan / Çizer: Fiona Staples / Image Comics) dönüş yaptım veyeni çıkan sayıları (54’e kadar) bitirdim. Biraz da geriden alarak,hatırlayarak okudum. Daha önce Saga’ya ilgili şuraya bir yazı yazmıştım. Bu yazıya ek olarak şunları söyleyeyim:  Hazel’in dilinden içli bir şekilde anlatılan bu hikayenin nereye gideceğini tahmin etmek gerçekten zor. Hikayeye giren her karakter, ayrı bir keşif gibi karşımıza çıkıyor. Her sayısı ayrı güzel bir iş. Özellikle Hazel’in büyüdükçe farklı farklı resmedilişini çok beğendim. Çok basit gibi gözüken çizimlerde yüz ifadelerini izlemek bile keyif veriyor. Tekrar edeyim: Çizgi romana başlayacaksanız Saga’dan başlayın. Hazel büyüyor, hikaye dönüşüyor, gerilerde kalmayın…

LaGuardia: Göç sorunu uzaylılarla anlatılırsa…

Coyotes’i okuyup, Saga’yı güncele tamamladıktan sonra, yeni çıkan çizgi romanların ilk sayılarına göz atmaya başladım. Şu an için “evet, bunu takip ederim, bu ilginç bir şey olabilir” dediğim tek çizgi roman DarkHorse Comics etiketli LaGuardia (Yazar: Nnedi Okorafor / Çizer: Tana Ford) oldu. Bazıları bir takım bitkilere benzeyen uzaylıların önce Nijerya’da bir üsse geldiği ve devamında Amerika’ya göç etmeye çalıştığı bir hikaye LaGuardia. Anlıyoruz ki, bu çizgi romanın meselesi ötekilik ve göçmenlik olacak. Amerika’ya varılan havaalanından geçmek, cehennemin kapılarından gizlenerek geçmeye benzetiliyor. Kahramanımız Future, rasta saçlarıyla hamile bir afro-amerikan. Nijerya kökenli ama Amerika vatandaşı. Amerika’ya geçerken ülkeye gizlice soktuğu bitkimsi uzaylı, Amerika’ya geçer geçmez ismini “Letme Live” olarak değiştiriyor. Yani bırakın yaşayayım! Oldukça naif, güzel çizimleri de olan LaGuardia’nın hikayesi nasıl devam edecek, merakla bekliyor olacağım.

Kısa kısa ilk sayılar

Yukarıdakiler dışında ilk sayılarını okuduğum çizgi romanlardan da kısaca bahsedeyim:

The Batman Who Laughs (DC Comics): Batman severler için güzel olabilecek bir yeni seri. Hikayesi bir hayli değişik başlıyor.

Crimson Lotus (Dark Horse Comics): Hellboy dünyasında geçen bir hikaye. Çok karışık başladı, birden fazla mekan ve karakter işleniyor. Bu çok plan yaptıkları anlamına gelebilir ama ilk sayıdan hepsini vermeleri gerekmezdi sanki. Ajanların, mafyatik oyunların bol olduğu bir iş olacak gibi gözüküyor. Ne kadar devam ederim, bilmiyorum.

Die (Image Comics): RPG oynayan bir grup arkadaş, bir gün başka bir boyuta geçiyorlar, orada sanıyoum iki sene kadar kaldıktan sonra yeniden dünyaya dönüyorlar ama bir kişi eksik olarak. Sonra aradan yıllar geçiyor ve derken o boyuttan yeniden bir kapı açılıyor. Bu zaman zarfında o boyutta neler yaşandı önümüzdeki sayılarda öğreneceğiz. Biraz soğuk bir işe benzediğini söyleyebilirim. Korku öğeleri, ölümün, şiddetin acımasız yüzü sanıyorum ara ara gözükecek. Şimdilik karar veremedim, pek benlik değil gibi  ama potansiyel de var.

Ironheart (Marvel): Iron Man’in kostümünü genç bir kızda düşünün. Çok zeki, teknik bilgisi çok yüksek bir üniversite öğrencisi ama daha çok toy. Boyundan büyük maceralar yavaş yavaş karşısına çıkıyor. Ironheart böyle bir hikayeye sahip. Light bir hikaye ama çerez niyetine okunabilir gibi. Çok bir şey beklemiyorum ama sıkacağını da sanmıyorum.

Killmonger (Marvel): Black Panther flminde başkahramınımızın karşısına dikilen, onu dövüşte yenen Erik Killmonger’ın artık kendi çizgi roman serisi var. Hikaye, Killmonger’ın ilkgençlik zamanları ile Wakanda’ya geldiği zaman arasındaki dönemi anlatmayı hedefliyor. Yani, Killmonger nasıl Killmonger oldu, onu okuyacağız. İşin içinde Wilson Fisk’in de olduğunu söyleyebilirim. Tam bir “meraklılarına” çizgi roman.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir