Beautiful Darkness: Bir prensesin dönüşümü

Naif, sevimli, yumuşak çizgiler kullanırken tam tersine acımasız, karanlık bir hikaye anlatan Beautiful Darkness, bütün yaşamı boyunca iyiliğe inanan bir kızın yaşadığı keskin dönüşümleri anlatıyor

Fabien Vehlmann’ın hikayesini yazdığı ve Kerascoët’in (Marie Pommepuy ve Sebastien Cosset) çizimlerini yaptığı Beautiful Darkness (Güzel Karanlık), 96 sayfalık tek bir hikayeden oluşan bir çizgi roman. İlk bakışta “Galiba Alice Harikalar Diyarında benzeri bir şey bu!” diyeceğiniz Beautiful Darkness’ı okuyunca, onu başka bir hikayeye benzetmenin ne kadar büyük bir haksızlık olacağını görüyorsunuz. Bu yazıda Beatiful Darkness’ın hikayesini ana hatlarıyla kısaca anlatacağım. Spoiler niteliğindeki kısım ve bu anlaşılması biraz zor olan hikayeye dair yorumlar yazının en sonunda.

Damlayan ev ve dönüşen dünya

Hikaye, Aurora isimli prenses olmaya hevesli bir kızın Prens Hector ile buluşmasıyla başlıyor. Evine misafir gelen Hector’a sıcak çikolata ikram Aurora için her şey çok olumlu ilerliyor. Ta ki evin tepesinden bir damla Hector’un sıcak çikolatasına düşene kadar. Bu kısacık mutlu ilk an, çarçabuk dağılıyor. Evin her tarafı damlar ve duvarlar dönüşürken, kendisini bir kaosun içinde bulan Aurora, son anda bir delikten kendini dışarı atıyor.

Her şeye koşan Aurora

Ormanın ortasında, çimenlerin üzerinde uzanan ölü bir kız var. Yanında çantası, kitapları, çantanın içinde ise kurabiyeleri. Ve etrafında onlarca küçük, sevimli çocuk. Aurora, o yerdeki kızın içinden (muhtemelen ağzından) çıkıyor. Ama o hiçbir şeyin farkında değil. O kadar pozitif bir yapıya sahip ki, başına gelenleri hiç düşünmeden hemen işe koyuluyor. Çocuklara yardım ediyor, dev kurabiyeyi bölüştürerek açlık sorununu gideriyor, dev çantayı bir barınağa dönüştürüyor. Her şey bu evcimen kızın planları doğrultusunda. Ama bu da çok sürmüyor.

beatiful-darkness-2

Açlık ve çürüme

Açlık başlıyor. Yerdeki kız çürümeye başlarken, çocuklar da açlıktan kıvranmaya başlıyor. Bu noktada hikaye, küçük hikayelere dönüşüyor. Orman çocukları diye adlandırabileceğimiz bu küçük çocuklar, açlık sorununu gidermek için türlü yollara başvuruyorlar. Kimi bir kuş yuvasına dadanıyor, kimi balık tutmaya çalışıyor, kimi ise dev bir elmayı yuvarlamaya çalışıyor. Ama bir dakika! Burada duralım. Bu çocukların hepsi o kadar da masum değil. Açlıkla birlikte o ormanın ortasındaki küçük dünyada acımasız manzaralar da karşımıza çıkmaya başlıyor. Sayfalar ilerledikçe gözbebeklerimiz de büyüyor. Aurora’nın o evcilik oynar nitelikteki prensesvari dünyasnda keskin kırılmalar yaşanıyor. Öyle kırılmalar ki bunlar, Aurora, bir prensese atfedilecek her şeyden soğumaya başlıyor. Varacağı yerse kocaman bir sürpriz!

Hemen arkadaşınıza koşacaksınız

Beautiful Darkness, naif, sevimli, yumuşak çizgiler kullanarak tam tersine acımasız, karanlık bir hikaye anlatıyor. “Acaba nereye bağlayacak, bunun sonu nereye varacak” diye bir çırpıda okunabilen Beautiful Darkness, hikayeyi tam olarak anlamasanız bile bir an önce ilk karşılaşacağınız arkadaşına “Beautiful Darkness diye bir şey okudum. Mutlaka sen de okumalısın” dedirtecek türden. Yeri gelmişken henüz Türkçe’ye çevrilmeyen bu çizgi romanı orta seviye bir İngilizce ile rahatlıkla okuyabileceğinizi, çok az ve basit diyaloglar içerdiğini belirtelim. Peki, neden mutlaka okumalı? Bunu siz de Aurora gibi hiç düşünmeden söyleyebilirsiniz. Çünkü orada garip bir şeylerin döndüğünün farkındasınızdır. Ama nedir o garip şeyler. Okuyun ve öyle gelin, sonra da spoiler’a geçelim.

beautiful-darkness-3

Spoiler ve yorum: Aurora’nın dönüşümü

Beautiful Darkness, her zaman iyiliğe inanan, bizim “Prensesim” dediğimiz türden bir genç kız. Prens Hector’la buluşmak ve Hector’un ona açılması Aurora için hayatının en önemli anı. Daha hikayenin başında değişen dünya ile ormanda başlayan ikinci hayat, Aurora’ya gerçekleri gösteriyor. Aurora, ilk anda inançlarına o kadar bağlı ki, hiçbir şeyi göremiyor. Ta ki, o göremediği şeyler onu incitmeye başlayıncaya kadar. Aurora’nın öykündüğü o sevimli gözüken dünya, aslında acımasızlıklarla ayakta duran bir dünya. Aurora’nın hikaye ilerledikçe yerini almaya başlayan Zelie ise, gerçekte yaşayan türden bir prenses. Acımasız ve konumu için her şeyi yapabilir! Zelie, elbisesini sinek kanatlarından yapıyor. Peki, biz bir hikayede prensesin elbisesi için “Egzotik kuş tüylerinden yapılmıştı” desek kulağa daha görkemli beraber acımasızlığında bir fark olur mu? Prens Hector ise yalnızca o düşlenilen hayatın rol modeli olduğu için kıymetli. Prens olması dışında ise tamamen bomboş bir kabuk. Onu da gerçek dünya son yolculuğuna uğurluyor. Peki hikaye nereye varıyor. Bir prensesin en çok korktuğu şeye; bir fareye! Aurora bir evin faresine dönüşüyor. O tepesindeki fare kürkü boşuna değil. Bir prenses için en nefret edilesi, tiksinilesi şeydir fare. Kara, tüylü, kirli. Tıpkı o dev adam gibi. Ekşi, mayhoş kokulu o adam gibi. Aurora’nın yeni prensi gibi. Aurora, o zalim dünyada ayakta kalmanın yolunu buluyor, evet. O hep hayalini kurduğu dünyanın kendisini istemeyen bir dünya olduğunu fark eden Aurora, şartlar el verince hepsini ortadan kaldırıyor. O artık bir karanlık prenses. O artık o dev adamın küçük fare prensesi. Ama o kendini hala bir kuş sanıyor!