arrietty

Aşırıcılar: Yok oluşun eşiğinde dostunu dinlemek

Studio Ghibli yapımı Aşırıcılar, minyatür insanları yok olmak üzere olan farklı bir tür gibi resmederken, dostluğun, dokunmanın, dinlemenin değerini de hatırlatıyor

Studio Ghibli yapımlarının Netflix’e gelmesiyle eksik kalan, daha önce izleyemediğimiz animeleri de izleyebilir olduk. Kendi adıma eksik kalan parçalardan birisi Aşırıcılar’dı. Japonca adı Karigurashi no Arrietty, İngilizce adı The Secret World of Arriety ismiyle bilinen film, Türkçe olarak ise Aşırıcılar adıyla yayınlandı. Mary Norton’un Aşırıcılar isimli romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Marnie Oradayen’in de yönetmeni olan Hiromasa Yonebayashi yapıyor. Bir Miyazaki filmi olmaması sebebiyle bir parça gölgede kalsa da Aşırıclar’ı çok beğendiğimi söyleyerek söze başlayayım. Evet, Miyazaki filmlerindeki kadar hayal dünyası ve hikayesi geniş değil belki ama bu minimal havasıyla farklı bir doyuruculuğua sahip olduğunu söyleyebilirim. Şimdi spoiler vermeden filmin ana hikayesine bir bakalım.

Aşırarak yaşamak

Filme ismini veren Aşırıcılar, evlerin altında yaşayan küçük insanlara verilen bir isim. On dört yaşındaki Arrietty isimli kahramanımız da kırsal bir bölgede bir evin altında annesi ve babasıyla (Clock ailesi) yaşamaktadır. Dev bir dünyanın içinde minyatür bir alemdir onlarınki. Bütün ihtiyaçlarını da dev insanların (yani bizim boyutumuzdaki) evlerinden gizlice aşırdıklarıyla sağlarlar. İhtiyaçları kadar almak, belli olmayacak kadar almak ve dev insanlara gözükmemek temel ilkeleridir. Yıllarca bu şekilde yaşamış ancak zaman içinde diğer minik insanların kaybolmasıyla izole bir hayata mahkum olmuşlardır. Hikayemizin başında eve gelen Sho isimli kalp hastası genç bir oğlan, Arrietty’i görür ve Arrietty ile Clock ailesinin yaşamlarının kırılganlığı bir anda açığa çıkar. Sank, hep beklenen bir felaketin gölgesinde geçmiştir ömürleri.

Bir türün yok oluşu

Aşırıcılar, Studio Ghibli animasyonlarında görmeye alıştığımız o naif ve ayrıntıda zengin çizgilere sahip. Farklı yanı ise çok daha minimal bir yapıya ve hikayeye sahip olması. Sho ve Arrietty arasındaki zorlu arkadaşlık,  ilk bakışta iki insan arasındaki arkadaşlık gibi gözükse de bir yerde gelip iki tür arasındaki ilişki olarak karşımıza çıkar. Aşırıcılar; bu minik insanlar için kabaca insan demek, onlara yalnızca “minyatür” insan demek, haksızlığa dönüşür. Sho ve Arrietty arasında geçen bir diyalogda özellikle türlerden bahsedildiğini görürüz. Aşırıcılar, soyları tükenmek üzere olan bir türdür. Birçok türün ortadan kaybolması gibi Aşırıcılar da insan eylemleri sonucu azalmışlardır. Bu yüzden filmdeki dostluk da aslında daha evrensel bir mesaja dönüşür. Bir küçük hikayede, dokunduğumuz her şeyin bir parçamıza dönüşmesini izleriz.

Bir dostu dinler gibi

Aşırıcılar, Studio Ghibli çizgilerini iki farklı boyutta aynı anda izlemek gibi bir etkiye sahip. Bir çiviyi, bir ızgarayı, bir küp şekeri her defasında hem minyatür olanla hem de devasa olanla ilişkilendiriyoruz. Sho’nun iki avcunda tutabildiği bir kutucuk, Clock ailesi için büyük bir mutfak olabiliyor. Tek bir kedi aynı karede hem küçük hem de dev bir kedi olarak karşımızda. İki mercekli bir vizörden bakar gibi izliyoruz hikayeyi. Öte yandan Arrietty’nin kendisinde ilkgençliğin ikilemlerini görüyoruz. Bir yanıyla cesur, gözü kara ama aynı zamanda çok çabuk yılgınlığa düşebiliyor. Çünkü aslında çok yalnız. Yalnızca anne babasıyla konuşabilen bir genç, onları gururlandırmak isteyen bir genç ve onlarla konuşamadığı bir derdi olunca tek yapabildiği içine atmak… Belki de bu yüzden Sho ile arkadaş olabiliyor. Hiç konuşamadıklarını onunla konuşabiliyor. Biz de böylece Aşırıcılar’ın, kaybolup gitmekte olan bir türün son fertleri olmanın nasıl bir his olduğunu kısmen de olsa anlayabiliyoruz. Bu yanıyla bir yanı hep hüzünlü bir film Aşırıcılar. Bize düşense en azından bu hüzünlü, yalnız insanların hikayelerini dinlemek. Bir dostu dinler gibi…

Arrietty ve Sho
Daha Fazla İçerik
Pasifik Adaları’na edebi yolculuk