Jocelyne Saab: Tarih kekeme bir aktör gibidir

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nde izleyicilerle buluşan Jocelyne Saab, tarihin, normalde kekeme olan ama sahneye çıktığında her şeyi sorunsuz oynayan bir aktöre benzedeğini söyledi

Boğaziçi Chronicles’ın konuğu olarak İstanbul’a gelen Lübnanlı gazeteci ve yönetmen Jocelyne Saab, Documentarist’in düzenlediği Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nde izleyicilerle buluştu. Festival kapsamında Bir Zamanlar Beyrut (Once Upon a Time in Beirut-Kanya Ya Ma Kan, Beyrouth) filminin gösterimine katılan Saab, film sonunda da seyircilerin sorularını yanıtladı. Lübnan İç Savaşı’ndan dört yıl sonra, 1994’te çekilen Bir Zamanlar Beyrut, iç savaşın öncesine bakarak hafıza ve tarih üzerine bir çalışmaya dayanıyor. Lübnan Sineması’ndan 400 filme ulaşılarak hazırlanan film, bu filmlerin görüntülerini bir kolaj şeklinde sunarken Yasmine ve Leila isimli isimli iki kızın bu filmleri izlediği ve tartıştığı görüntülerle harmanlanıyor. Lübnana gelen Yasmine ve Leila, burada bir sinema aşığı diyebileceğimiz Faruk Bey’e misafir oluyorlar. Faruk Bey’in elinde ciddi bir sinema arşivi var. Beirut’a ilk geldiklerinde fikirsel olarak yalnızca klişelere sahip olan iki kız, izledikleri filmler üzerinden Beirut’u ve Lübnan’ı tanımaya çalışsalar da bu pek öyle kolay bir iş olmuyor.

once-upon-a-time-in-beirut
Bir Zamanlar Beyrut

‘Kimse hatırlamak istemiyordu’

Film sonrasında sinema severlerle buluşan Saab, 1990 yılında sona eren Lübnan İç Savaşı’nın çok çabuk sona erdiğini, unutulduğunu hatırlatarak “Bu filmde biraz bunu hatırlatmak istedim. Kimse hiçbir şey hatırlamak istemiyordu. İyi ya da kötü hiçbir şeyi. Ama ben kendimi bunu yapmaya mecbur hissettim. Aradan biraz zaman geçtikten sonra insanlar filmi sormaya başladı. 10 yıl, 20 yıl sonra birçok kişi filmi soruyordu. 75-85 yılları arasında gazetecilik ve belgeselcilik yaptım. 90’lara geldiğimizde iç savaş öncesine dönmeye ve bu savaşın neden gerçekleştiğini sormaya karar verdim. O zaman başka yönetmenlerinin gözünden bakmaya karar verdim. Geçmişe dönüp, o yıllara da bakarak, total bir şekilde aktarmak istedim.” dedi.

‘Film yaparken arşiv de oluşturdum’

Lübnan İç Savaşı sonrasında arşivelere ne olduğu sorusu üzerine Saab, “Aslında onlar arşiv olarak nitelendirilmyordu. Ben onları kullanarak bir arşive dönüştürdüm. Filmi yaparken, arşivi de oluşturmaya çalıştım. Özel ve kamusal yerlere gittim. Bulabildiğim her yere gidip, alabileceğim her şeyi almaya çalıştım. Diğer ülkelerdeki sinemateklere de sordum. Çünkü her bir parça bir arşiv için işe yarayabilirdi.”

Dakikası 100 bin frank!

Saab, 400 filmin kullanım haklarını almak sorun oldu mu sorusuna yanıt verirken bir Godard filmiyle de ilgili ilginç bir ayrıntıyı şu sözlerle aktardı: “Kullandığım her görüntünün iznini almak zorundaydım. Kulanamadığım, çok yüksek paraların istendiği filmler de oldu. Bunlardan birisi Jean-Paul Belmondo ve Jean Seberg’in oynadığı bir Godard filmiydi. (Birlikte oynadıkları başka bir filmleri yoksa Serseri Aşıklar’dan bahsediyor) Bir dakikası için 100 bin frank istediler. Bunun için bütçem uygun değildi. Çok eski reklam filmlerine de ulaştım.

Tarih kendini hatırlatır

Filmin içinde bir sahnede oyunculardan birisi, “Tarih kendini tekrar etmez, kekeler” ifadesi kullanıyor. Bir seyircinin bu cümleyi hatırlatarak, bu cümleye ne atfettiğini sorması üzerine Saab, “Bazı aktörler vardır, kekemedir ama sahneye çıktığında sular, seller gibi konuşur. Tarih de buna benzer. Suların altında akıp giden tarih aslında kekeleyerek akar ve her gün içinde olduğunuz, yaşadığınız şeyler korkunçtur. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Japonya’da da böyleydi, Burada, Türkiye’de de böyle. Bu tarihin her defasında daha kötü tekrarladığı bir şeydir. Tarih unutulursa, kendini gün gelir bir şekilde yeniden hatırlatır.” yanıtını verdi.

jocelyne-saab