Dizi Tanıtımı: The Shannara Chronicles

İlk dört bölümü seyirciyle buluşan The Shannara Chronicles, başarılı bir atmosfere ve çok iyi görsel efektlere sahip ama dizinin gençlik dizisi havasından biraz kurtulması lazım

Terry Brooks’un aynı adlı fantastik kitap serisinden uyarlanan The Shannara Chronicle (Shannara Günlükleri), seyirciyle buluştu. Biz bu yazıyı yazarken, dizinin ilk dört bölümü de MTV’de yayınlandı. İki gün art arda ikişer bölümü yayınlanan dizinin bir sonraki bölümü 26 Ocak’ta yayınlanacak ve bundan sonra da haftada bir gün olarak devam edecek. 10 bölümden oluşan ilk sezon, 19 Mart’ta sona erecek. The Shannara Chronicles, ilk dört bölümü ile bize yorumlamamız adına yeterince veri veriyor. Öncelikle dizinin, bir diziye göre oldukça iyi bir atmosfere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Zayıf yönü ise daha ergenlere yönnelik bir havasının olması ve oyuncu seçiminin oldukça tartışmaya açık olması. Bu zayıf yönlerine rağmen, dizi kendini izletiyor. İlk dört bölümü sıkılmadan izleyeceğinizi söyleyebiliriz.

Ağacın yaprakları döküldükçe

Peki nedir bu dizinin konusu? Neler var içinde? Şimdi bu kısma gelelim. The Shannara Chronicles, elfler arasında geçen bir koşu yarışmasıyla başlıyor. Koşuda ilk yedi sırayı alanlar Ellcrys isimli ağacı korumakla yükümlü olan Seçilmişler olarak sarayda yerlerini alıyor. Hikayemizin ana kahramanı diyebileceğimiz Prenses Amberle Elessedil (Poppy Drayton) de bu yedi kişi arasında kendi yerini alıyor. Ne oluyosa Amberle, ağaca ilk dokunduğunda olmaya başlıyor. Amberle ile iletişim kuran Ellcrys’in yaprakları dökülmeye başlıyor. Efsaneye göre, ağacın düşen her yaprağı bir iblisin yeniden canlanmasına yol açıyor. Hastalan ağaç, tükendikçe, karanlık güçlerin güçleneceği bir dünya ile karşı karşıyayız.

Gençlik dizisi gibi başlasa da

Evet, fantastik edebiyatın klişeleri bu hikayede fazlasıyla yer edinmiş ama yine de tutuyor işte ve The Shannara Chronicles için de iyi seyirci çekeceğini tahmin etmek güç değil. Ama Game of Thrones gibi, The Vikings gibi ağırlığını hissedebileceğinmiz karakterlerin ciddi bir eksikliği söz konusu druid büyücü Allanon (Manu Bennett), bu eksikliği kapatmaya aday ama o da bazen oldukça klişe, yemeyeceğiniz cümleler kuruyor. Sürekli kader, kader, kader… Her şeyi kaderin belirlediğini söyleyip duruyor Allanon. Allanon karakterinin dizi ilerledikçe nasıl bir şekil alacağı bu eksiklik yüzünden çok önemli. Tabii yeni karakterler de çıkabilir, bekleyip göreceğiz. Neticede gençlik dizisi gibi başlayıp bambaşka noktalara ulaşan dizileri de biliyoruz. Hikayenin diğer iki önemli karakteri ise Wil Ohmsford (Austin Butler) ve Eretria (Ivana Baquero). Wil, büyücü bir soydan gelen ama büyüye inanmayan, birçok şeyi yanlış öğrenmiş toy, yarı elf bir genç, ancak düğümleri de o çözecek gibi duruyor. Eretria ise yağmacılık yapan bir insan. İlk dört bölüm itibariyle iyi mi kötü mü karar vermek biraz güç ama daha hakkında bir şeyler öğreneceğimiz de açık.

İçinde yaşamayı seveceğiniz bir dünya

The Shannara Chronicles, eksiklerine, bazı yanlış gibi gözüken tercihlerine rağmen, çok beklentiyle izlemediğinizde, keyif alabileceğiniz bir dizi. Fantastik atmosfer ve sürekli büyük, yüce bir şeylerin olacağı hissi, hikayede yazgıyı içten içe çok insanın sevmesi gibi öğelerle de içinde yaşamayı seveceğiniz bir dünya sunuyor. Tüm bu ortam içinde en önemli nokta karakterlerin kalan bölümlerde nasıl işleneceği. Çünkü, bu dizide tüm açıkları kapatabilecek olan öğeler oyuncular. Şu ana kadar bazı sahnelerin yapaylık hissi vermesi seyir zevkini yer yer bozabiliyor. Ancak karakterler iyi işlenirse, bu atmosfer içerisinde çok daha keyifli bir seyre ulaşabiliriz. Ama dizinin yapımcıları için reytingler yeterli gelir ve bu hafif çizgiden uzaklaşmak istemezlerse, dizinin ömrü de benzer yapıdaki bir sonraki diziye kadar sürecektir. O andan itibaren de yalnızca bir kıyaslama öğesi olarak kullanılır.

the-shannara-chronicles-poster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir