Dizi Tanıtımı: The Defenders

Netflix çatısı altında hikayelerini tek tek izlediğimiz dört süper kahraman; Daredevil, Jessica Jones, Luke Cage ve Iron Fist bir araya geliyor. Şimdi savaş zamanı!

Not: Bu yazı spoiler vermemeye özen göstererek daha çok ana hatları aktarıp fikir beyan edecek şekilde yazılmıştır.

The Defenders ile Marvel – Netflix ortaklığında önemli bir virajı geride bırakıyoruz. Daredevil ile başlayan seri Jessica Jones, Luke Cage ve Iron Fist ile (ve arada Dardevil 2) devam ettikten sonra nihayet bu dört süper kahramanı bir arada izlediğimiz The Defenders ile The Hand’i durdurmaya yönelik zorlu bir hikayenin içine giriyoruz. Geri dönüp bakarsak Daredevil ile yüksek bir çıta koyarak başlayan bu seri diziler, özellikle Iron Fist’te büyük bir tempo ve kalite kaybı yaşatmış, izleyiciden geçer not alamamıştı. Punsiher’ın da sahne aldığı ve Jessica Jones’dan sonra yayınlanan Daredevil’in ikinci sezonu belki de bu yapımların zirve noktasıydı. Jessica Jones kendine ait havasıyla yine başarılı bir yapımken Luke Cage ve Iron Fist’te biraz seviye düşük kalmıştı. Bu noktada The Defenders’ı nereye koyduğumuzu baştan söyleyelim. Yerin dibine vurmaya da gerek yok, göklere çıkarmaya da. The Defenders tamamlayıcı bir dizi ve işin güzel tarafı bu dört karakteri ve fazlasını bir arada izlemek. Bir arada izlemek demişken…

Karakterler ve kontrast

Evet The Defenders’ta dört süper kahramanı bir arada görünce o karakterlerin kendileri ile ilgili (dizileri ile değil) çok güzel bir bakış açısı edinme şansımız oluyor. Bazen karakter iyidir de senaryo vasattır, bazen tam tersi… Burada dört karakter yan yana durunca oluşan kontrast ile hangisini daha çok sevebildiğimizi net bir şekilde görebiliyoruz. Daredevil yani Matt Murdock’ın sadece senaryo ya da çekimle değil bir karakter olarak da daha kanlı canlı olabildiğini, Jessica Jones’un o kadar görmezden gelinmemesi gerektiğini net bir şekilde görüyoruz. Luke Cage fazla dürüst ve doğrucu bir karakter olarak bu kontrastta geride kalıyor; hatta Harlem’i anlatan kendi serisinin yavanlığını da belki biraz Luke Cage ve Claire Temple’ın erdemlilik takıntıları ile sıradanlaşmasında bulabiliriz. Iron Fist ise yine mızmız çocuk gibi. Kendi dizisinde olduğu gibi burada da sönük bir karakter olarak yaşamaya devam ediyor.

Pardon konu neydi?

He ya, konuyu anlatmadık. Kısaca özet geçelim. Hatırlayacağınız üzere Daredevil’ın ikinci sezonu Elektra’nın görüntüsüyle sona ermişti. The Hand’in elinde yeniden diriltilen ve bir ölüm makinesine çevirilen Elektra’nın adı artık Black Sky olarak anılıyor. The Hand, kendilerinin yeniden dirilmelerine sebep olan ellerinden kaynağın son damlalarını Elektra’yı diriltmek için harcıyor. Artık ölümle yüz yüzeler. Ancak New York’un altında olan bir rezerv onlar için yeni bir umut taşıyor. The Defenders ile dört süper kahramanı bir arada gördüğümüz gibi The Hand’in parmaklarını oluşturan beş kötü lideri de bir arada görüyoruz ve tanıyoruz. Bir şekilde bir araya gelen dört süper kahraman, şimdiye kadar karşılaştıkları en zorlu görevle başa çıkabilecek mi? Hikayemizin ana ekseni bu.

Artılar – eksiler

The Defenders yoğun bir tempoyla başlamıyor, ilk iki bölüm sanki farklı dizileri dönüşümlü izliyormuşuz gibi bir havada geçiyor. Her karakterin kendi dünyasında başlarını derde sokmak için bulduğu problemleri görüyoruz. İkinci bölümün sonundan başlayarak yollar kesişmeye başlıyor. Belki de dizinin en keyifli anlarını da burada yaşıyoruz. Her biri onca yıl kendi doğrlarını inşa etmiş, yalnız savaşmış, acı çekmiş, başarılar ve kederler elde etmiş karakterlerimizin tanışma süreci seyirciyi de dizinin içine çekiyor. Danny Rand’e “olum bu Matt iyi adam” diyesimiz geliyor, ya da Matt Murdock’a “Sen bakma Jessica hep böyledir” diyesimiz. Bölümler ilerledikçe aksiyon da artıyor. Netflix’in bu yapımlarında her zaman gördüğümüz gibi başarılı aksiyon sahneleri izlesek de artık bunlar geçmemiz gereken tekrar eden kareografiler gibi de geliyor biraz. Dizinin zayıf noktasının ise The Hand’i çok da güçlü gösteremeyişi diyebiliriz. Kingpin ya da Purple Man çok daha büyük tehditlerdi sanki. The Hand ise klişe bir ninja çetesi gibi duruyor. Yani seyirciyi ürküten bir havaları yok. Gri karakter ise Elektra. Onun varlığı Daredevil’ı da daha kanlı canlı, ete kemiğe bürünmüş bir karaktere dönüştürüyor. Elektra ve Daredevil adeta iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık arasındaki ince çizgilerde dans ediyorlar.

Sırada Punisher var

The Defenders ilk dört diziyi tamamlayan, mecburi tekrarlara girse de bir çırpıda izlenebilen ve dört karakteri yan yana izleterek seyirciye de bakış ve fikir edindiren bir dizi. Bu dizilerin tamamını izleyip izlememek de tereddüt edenlere önerimiz, Daredevil 1. ve 2. sezonu ve Jessica Jones’u izlemeleri. Luke Cage ve Iron Fist’i atlasanız çok bir şey kaybetmezsiniz. Özellikle Iron Fist’i. Tek başına The Defenders da karakterler hakkında temel bilgileri anlamanıza yardımcı oluyor.  Marvel – Netflix ortaklığı Daredevil’ın ikinci sezonunda tanıştığımız ve çok sevdiğimiz Punisher ile devam edecek. Mızmız karakterlerden sonra ilaç gibi geleceğini düşündüğümü The Punisher’ın Kasım ayında izleyici ile buluşacağı tahmin ediliyor. Bekleyelim ve görelim.

Bu arada Jessica Jones ve Luke Cage’i değerlendirğimiz tanıtım yazılarına da bu linklerden ulaşabilirsiniz

Jessica Jones:

 

Luke Cage:

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir