Dizi Tanıtımı: Childhood’s End

Bilim, ilerleme, din, ütopya… Syfy’ın yeni serisi Childhood’s End tartışmaya çok açık bir hikayeyle birlikte izleyiciyi işin içinde tutan bir yapıya da sahip

Not: Bu yazı, izleyici açısından dizinin akışına, heyecanına etki edecek türde değil, giriş niteliğinde genel bilgiler verilecek şekilde kaleme alınmıştır.

Syfy’ın yeni mini serisi Childhood’s End (Çocukluğun Sonu), üç bölümden oluşan bir bilikurgu dizisi. Üç bölüm dediysek, en baştan uyaralım, her bölüm ortalama 1 saat 20 dakika uzunluğunda. Yani, hemen oturup bitirebileceğiniz bir dizi sayılmaz. Biraz ilgi istiyor arkadaş. Childhood’s End, Arthur C. Clarke’ın aynı adlı kitabından televizyona uyarlanmış. Daha önce Can Yayınları tarafından Son Nesil adıyla yayımlanan roman, bu kez İthaki Yayınları tarafından Çocukluğun Sonu adıyla yayınlandı. Peki ayrıntıları uzatmadan dizinin konusuna ve bize ne sunduğuna bakalım.

Uzaylı tanrı ve peygamberi

Dizi, yıkıma uğramış bir dünyada, kendisinin dünyada kalan son insan olduğunu söyleyen Milo Rodricks’in kayda alınan bir görüntüsü ile başlıyor. Gelecekten kısacık bir not. Sonrasında günümüze dönüyor e olan biteni izlemeye başlıyoruz. Hikaye, dünyanın farklı şehirleri üzerine eş zamanlı olarak inen uzay gemileriyle başlıyor. Kendilerini Overlords olarak tanıtan bu uzaylılar, dünyadaki bütün iletişim kanallarını ellerine geçiriyorlar. Ancak her şey çok usulca yapılıyor. Bu bir istila değil de bir işyerinde üst düzey yöneticilerin değişimi gibi. En önemlisi bu uzaylılar hiçbir şekilde kendilerini insanlara göstermiyorlar. Hatta aslında dünyaya gelen tek bir kişi gibi bir durum var. Karellen isminde görünmeyen bir uzaylı, önce insanlarla (Solaris’te olduğu gibi) kaybettikleri yakınlarının görünümündeki avatarlarla iletişime geçiyor. Kendisini ilk böyle tanıtıyor. Sonra da insanların arasından bir elçi (Ricky Stormgren) seçip, mesajlarını onun aracılığıyla gönderiyorlar. Peygambere benzetilen bu elçinin kurduğu iletişim ve aracılıkla dünyada savaşlar duruyor, diplomatik meseleler çözülüyor, bütün gezegene barış ve huzur geliyor. Uzaylılar ise insanların sağlık problemlerini çözerken, dünyadaki hava kirliliği gibi meseleleri de hallediyor. Sonuçta yaşanılan yer, dünyanın neresinde olursanız olun, bir ütopya şehrine dönüşüyor.

Modernizm motifleri

Şimdi ütopya demişken burada bir duralım. Dizinin daha başlarındn itibaren bazı izleyicilere rahatsızlık verecek bazı noktalar var. Örneğin dünyaya barış geldi denildiğinde İsrailliler ve Filistinlilerin kardeşliğinden bahsedilmesi gibi. İşin içine uzaylılar da girse bu bilimkurgunun içine pek yedirilebilecek bir şey değil. Bilimkurgu bilgimizin az olduğu şeylere bizi inandırabilir de, tarihe, siyasete bulaşırsa çuvallaması da gayet olasıdır. İkinci nokta artık alıştığımız bir şey yine merkezde Amerika’nın olması, sık sık Amerikan bayrağı görmemiz, Superman ve Interstellar’da da gördüğümüz tipten taşralı Amerikalı güzellemesi ve çekirdek aile vurgusu vs. Ok, buna da alıştık, yapacak pek bir şey yok. Üçüncü noktaya gelirsek; dizide genel olarak bilim, din, ilerleme, ütopya gibi modernizm motiflerini görüyoruz. Dizi bu motiflerin üzerinde dans edip duruyor. Bizi bir misyonerle aynı inancı hissetmeye çağırdığı noktalar var. Büsbütün saf tutmasa da, bazen ters köşe yapsa, sorgulatsa da bu kadar din, bilim ve ilerleme üzerinde dans etmek çok tehlikeli bir şey. Şunu da söyleyeyim; dizi dediğimiz şey, akıp giden bir görüntü olması sebebiyle, çok etki etmeyebilir ama kitap da bu şekilde işleniyorsa ben o kitaptan çok bir şey beklemem. Ha, yok dizi Amerikan işi de kitap daha sorgulayan cinstenmiş diyen varsa, buyursun okusun. Kaldı ki o motifleri seven okurların da oldukça fazla olduğnu biliyoruz.

Ütopyayı sorgulamak

Evet “elçiye zeval olmaz” faslından sonra, dünya bir ütopya gezegene dönünce neler oluyor buraya gelelim. Evet, Karellen ilk aşamada dünyaya kendisini kabul ettiriyor. Ütopya gibi bir gezegende yaşayan insanlar için her şey yolunda. Başlagıçta yüzünü göstermeyen Karellen, elbet bir noktada bunu da yapıyor ama burası üzerinde çok konuşmasak daha iyi. İnsanlar için artık tek sorun “Gerçekten mutlu muyuz? Yoksa Karellen ve uzaylılar aslında karanlık güçler mi? sorusu. Çünkü ütopya, her şeyi öldürüyor. Çalışma kaygısı kalmıyor, bilimse araştırma son demlerini yaşıyor, sanat değersizleşiyor vs. An yaşanırken, geleceğe de yine bir ilerleme ve otomatiğe alınmış evrim gözüyle bakılıyor. Yan gelip yatıyor arkadaşlar ve nasılsa obezite gibi problemler de oluşmuyor. Karellen’in sloganı ise “Dünya kötü bir geleceğe gidiyor, yönetimi size bırakırsak bu kaçınılmaz. Biz, sizi sizden kurtarmaya geldik” şeklinde. Ama dizi ilerledikçe, sizi hep çocukluğun sonunun geleceğine dair zehirli kurabiyelerle beslemeye devam ediyor.

Tadında, kararında olan noktalar

Hikayeye dair daha fazla ayrntıya girmeyelim ve dizinin olumlu noktalarına bakalım. Her şeyden önce dizi, daha ilk saniyesinden itibaren seyirciyi yakalıyor. Bölümler uzun olmasına ve temponun yavaşlığına rağmen, sürekli bir merak ile izlemeye devam ediyoruz. Tempo yavaş dedim ama bence bu olumlu bir yaklaşım. Açıkçası bilimkurgu dizilerinde hızlı tempo o diziyi bilimkurgudan çok askiyon dizisine çeviriyor. Yavaş tempo ise atmosferi hissetmemizi sağlıyor. Childhood’s End’de de her anı dolu ve doygun bir şekilde yaşıyoruz. Eğer bu bir film olaydı, her şeyi bir seferde yaşayıp çıkacak ve altta akan anlatımları fast food yemekmiş gibi bünyemize katacaktık. Senaryoda kusurlar bulsak da yönetmenliğin ve görüntü yönetmenliğinin başarlı olduğunu düşünüyorum. Interstellar’ın yakaladığı her şeyin üzerinde düşünme hissini de kısmen de olsa veriyor. Bir olumlu noktayı da hikayenin kendisine verelim. Her ne kadar dediğimiz gbi modernizm motifleri üzerinde dans edilse de karanlıktan korkmadan yazılmış bir yanı var hikayenin. Ayrıca, konu olarak bazı klişeler işlense de, diyaloglarda klişe cümle hissetmiyorsunuz. Çok konuşacağım, çok şey anlatacağım kasılmasına girmemiş diyaloglar var. Tadında, kararında…

Üçüncü tür olarak izleyici

Özetle Childhood’s End, temposu yavaş da olsa izleyiciyi çekebilen bir yana sahip. Bir dizi için oluşturduğu atmosfer de başarılı. Senaryo ya da hikaye ise tartışmaya çok çok açık. Bunu spoiler olmasın diye söylemediğimiz şeylerde de göreceksiniz. İzlenmeyi hak ediyor mu derseniz, bence yine de hak ediyor. Üzerinize gelmeyen yapısıyla, diziyi izlerken size de işlediği konular hakkında düşünme şansı tanıyor. Overlord abiler ve dünyalıların yanında siz de kendinizi insanlığın geleceğine dair her şeye tanık olan üçüncü bir tür gibi hissedebilirisiz pekala.

childhoods-end-poster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir